Türkiye-Yunanistan ilişkileri karşılıklı açıklamalarla bir kriz döneminde. İki ülke arasındaki en büyük sorunlardan biri olan Doğu Ege adalarının silahlandırılmasını Yunanistan kendi savunma hakkı olarak görüyor.

Yunanistan’ın Lozan ve Paris antlaşmalarından doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirten Türkiye’den ise en sert açıklama geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi.

Erdoğan, Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki adalarını silahlandırdığını belirterek, “(Atina’yı) Aklını başına alması konusunda ikaz ediyoruz” dedi.

Peki bu gerginliğin varabileceği noktalar neler? Ya da mevcut tablo yeni bir Kardak benzeri kriz yaratır mı?

Türkiye’deki yönetime yönelik özellikle demokrasi açısından eleştirilerin olduğu bir dönemde, ABD’de liberal Başkan Biden’ın iktidarda olmasını da bir fırsat olarak kullanan Yunanistan, kendi iddialarını meşrulaştırma çabasında.

Doç. Dr. G. Pınar Erkem
İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. G. Pınar Erkem, Yunanistan’ın kendi iddialarını meşrulaştırma çabası içinde olduğunu söylüyor.

Doç. Dr. G. Pınar Erkem, Türkiye’nin ise Ege’deki haklarını, geleneksel dış politikasına uygun şekilde koruma gayreti içerisinde olduğunu düşünüyor.

”Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan sorunlar, iki ülkenin ilişkilerinin temel anlaşmazlık noktalarında gerçekleşmekte, bu bakımdan bir yenilik yok, fakat Yunanistan’ın konuyu uluslararası toplumun gündemine getirmesi ve bu düzlemde konjonktürün Türkiye aleyhine olması Türkiye açısından dezavantajlı olduğu bir durum yaratıyor. Türkiye’nin geleneksel olarak politikası karşılıklı müzakere ile iyi niyete dayalı bir şekilde sorunu çözmek iken, Yunanistan özellikle AB üyeliğini kullanarak ve uluslararası lobi gücünü arkasına alarak bir çözüme ulaşma yanlısı. Kıbrıs konusunda da aynısını yaptığına şahit olmuştuk, Kıbrıs sorununu Türkiye ile Yunanistan arasında bir sorun iken bir AB sorununa dönüştürdü. Ege sorununda da aynı politikayı izlediğini görüyoruz. Yunanistan’ın bağımsızlığından itibaren büyük güçlerin desteğini alarak sorunlarını çözme politikasının yeni bir perdesini izliyoruz. Türkiye’deki yönetime yönelik özellikle demokrasi açısından eleştirilerin olduğu bir dönemde, ABD’de liberal Başkan Biden’ın iktidarda olmasını da bir fırsat olarak kullanan Yunanistan’ın, kendi iddialarını meşrulaştırma çabasında olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin ise Ege’deki haklarını, geleneksel dış politikasına uygun şekilde koruma çabasında olduğunu görmekteyiz.”

Kardak benzeri bir kriz yaşanması ihtimali yok değil, özellikle Yunanistan’ın sert söylemleri ve uluslararası desteği yanına almadaki başarısı göz önünde bulundurulursa, Türkiye izleyici kalmak yerine söylemlerindeki ciddiyetini göstermek için bu sefer sonuna kadar gidebilir.

Doç. Dr. G. Pınar Erkem
İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

İki ülke söylemlerinin son dönemlerde giderek sertleşmesini ise seçim öncesi döneme bağlıyor Doç. Dr. G. Pınar Erkem.

”Amaç milliyetçi duyguları ateşleyerek iktidarın oylarını konsolide etmek” diyen Erkem, Kardak benzeri bir krizin yaşanabileceği görüşünde.

”İki tarafın da söylemlerinin sertleşmesi, seçimlerin yakın olduğu dönemde komşuyla çatışmanın gündeme getirilmesi ile milliyetçi duyguların ateşlenerek iktidarların oylarını konsolide etme çabası olarak da görülebilir. Bu açıdan bakıldığında dış krizler iç politika malzemesi olarak seçim öncesi dönemlerde sık kullanılır. Bunun önündeki tek engel uluslararası alandaki etkileri ve özellikle ABD gibi etkili aktörlerin tavırları olacaktır. Kardak benzeri bir kriz yaşanması ihtimali yok değil, özellikle Yunanistan’ın sert söylemleri ve uluslararası desteği yanına almadaki başarısı göz önünde bulundurulursa, Türkiye izleyici kalmak yerine söylemlerindeki ciddiyetini göstermek için bu sefer sonuna kadar gidebilir. Dış politikada caydırıcılık söylemlerle yaratılamıyorsa belli bir noktaya kadar aksiyon alınması da söz konusu olur, fakat burada kar zarar hesabının iyi yapılması gerekir.”

Türkiye, Ege’de hapsedilme tehdidini bertaraf etmek için nasıl bir yol izlemeli?

Yunanistan karasuları 6 mil, Ege denizinin yüzde 40’ı Yunanistan’a ait.

Ve eğer Yunanistan karasuları 12 mile çıkarırsa, yüzde 70’i Yunanistan’a ait olacak ve Türkiye yüzde 10’undan daha az bir bölgeye hapsedilecek.

Türkiye’nin, Ege gibi yarı kapalı sayılabilecek bir denizde 12 milin uygulanamayacağına dair ısrarının devam etmesi gerektiğinin altını çiziyor Doç. Dr. G. Pınar Erkem.

”Yunanistan, BM Deniz Hukuku Sözleşmesini örnek göstererek 12 mil iddialarında bulunuyor ve bunun uluslararası hukuka göre hakkı olduğunu iddia ediyor. Öte yandan Türkiye, Ege gibi yarı kapalı sayılabilecek bir denizde 12 milin uygulanamayacağını, iki tarafın da haklarını koruyacak şekilde bir düzenlemenin iki tarafın görüşmeleriyle, uzlaşı ile sağlanması gerektiğini savunuyor. Türkiye’nin bu politikasında ısrarcı olması ve bunu uluslararası topluma ikna edici şekilde anlatması şart, ki şu an bu yapılmaya çalışılıyor.”

Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde Avrupa Birliği’nin bir denge politikası izlemediğine dikkat çeken Doç. Dr. G. Pınar Erkem, Yunanistan ve Kıbrıs AB üyesi iken Türkiye dışarıda bırakılmasını örnek olarak gösteriyor.

”AB’nin denge politikasından şu an bahsedebileceğini düşünmüyorum. AB zaten böyle bir denge politikası izlemiyordu zira Yunanistan ve Kıbrıs AB üyesi iken Türkiye dışarıda. Üstelik Türkiye AB ile ilişkilerinde demokrasi ve insan hakları alanındaki sorunları nedeniyle oldukça kötü bir dönem geçiriyor. Ortaklık ve adaylık statüsü nedeniyle, AB ile ilişkileri iç politikadan bağımsız değerlendiremeyiz.”

”ABD ile ilişkiler Yunanistan ile yaşanan sorunda ABD’nin bir uzlaştırıcı güç olarak ortaya çıkmasını zorlaştırıyor”

Benzer bir durumun Türkiye-ABD ilişkileri açısından da geçerli olduğunu düşünüyor Erkem.

Doç. Dr. G. Pınar Erkem’e göre her ne kadar Türkiye’nin Ukrayna savaşında izlediği politika takdir kazansa da Yunanistan’ın, ABD’deki lobisinin gücü bu ülkeyle olan sorunlarda Türkiye’yi zora sokuyor.

Yine Türkiye’nin Suriye’de izlediği politika da ABD ile ilişkileri geren bir diğer nokta.

İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. G. Pınar Erkem’in aktarımına göre; tüm bu faktörler göz önünde bulundurulduğunda, ABD ile ilişkiler Yunanistan ile yaşanan sorunda ABD’nin bir uzlaştırıcı güç olarak ortaya çıkmasını zorlaştırıyor.

”Türkiye’nin ABD ile ilişkilerine bakıldığında ise, Başkan Biden’ın demokratik değerlere oldukça bağlı bir liberal lider olduğunu görüyoruz. Bu nedenle ABD-Türkiye ilişkileri açısından da olumlu bir dönemde olunduğundan bahsetmek zor. Ukrayna savaşında izlediği politikayla Türkiye pozitif tepkiler almış olsa da Yunanistan’ın ABD’deki lobisinin gücü bu ülkeyle olan sorunlarda Türkiye’yi zora sokuyor. Türkiye’nin Suriye’de izlediği politika da ABD ile ilişkileri geren bir diğer nokta. Tüm bu faktörler göz önünde bulundurulduğunda, ABD ile ilişkiler Yunanistan ile yaşanan sorunda ABD’nin bir uzlaştırıcı güç olarak ortaya çıkmasını zorlaştırıyor. Soğuk Savaş parametrelerinde ABD, NATO’nun güneydoğu kanadını oluşturan ülkeler olarak Türkiye ile Yunanistan’ın iyi geçinmesini küresel bir strateji olarak benimsiyor ve destekliyordu. Fakat şu an küresel parametreler aynı değil, ABD’nin ilgisi Rusya’dan çok Çin’e kaymış durumda. Türkiye ise tam bir ABD müttefiki olmaktan çok Rusya ve ABD arasında denge arayışında olan bir pozisyon sergiliyor. Bu durum ABD’nin Yunanistan’ı destekler bir duruş almasına daha elverişli bir ortam yaratıyor. Bu nedenle Türkiye daha da aktif bir diplomasi gerçekleştirme zorunluluğu içerisinde; argümanlarını uluslararası topluma doğru şekilde anlatabilmesi gerekiyor.”

ABD’nin Ukrayna-Rusya arasındaki ilişkileri takip ettiği bir dönemde Yunanistan, ABD’den aldığı talimatla Rusya’ya karşı Ege’de yeni bir cephe oluşturuyor. İşin özü budur.

Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson
Okan Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Okan Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson ise iki ülke arasındaki bu krizin büyümeyeceği yorumunda bulunuyor.

”ABD’nin Ukrayna-Rusya arasındaki ilişkileri takip ettiği bir dönemde Yunanistan, ABD’den aldığı talimatla Rusya’ya karşı Ege’de yeni bir cephe oluşturuyor. İşin özü budur. Dolayısıyla Biden’ın seçimdeki kozu Batı’da kendisini emniyete alıp, Doğu’ya odaklanmak. Rusya’nın lehine döndüğünde Ukrayna savaşı hemen yeni cepheye ilişkin harekete geçtiler. Ama sorunun çok büyüyeceğini değerlendirmiyorum, konjüktür bu.”

”Türkiye-Yunanistan arasında yaşanacak bir çatışmada kazanacak tek ülke Çin”

Türkiye-Yunanistan arasında her ne kadar bir restleşme yaşansa da ABD’nin derin stratejik aklının iki ülke arasında bir çatışmaya izin vermeyeceği görüşünde eski asker Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson.

Okan Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson’a göre böyle bir durumda kazanacak ülkenin Çin olacağı biliniyor.

”Bir restleşme var. Ama hiç ortada olmayan adaların silahlandırılması gündemde tutuluyor. Yunanca’da Anadolu’yu kaybetmek istikameti kaybetmek anlamına gelen bir sözcük var. Dolayısıyla Anadolu olmadan Yunanistan diye bir ülke olmaz. Bununla birlikte adaların varlığıyla Yunanistan turizmde önem kazanabiliyor. O nedenle şu anda ABD’de kongrede etkili olan isimler olabilir ama bir de ABD’nin derin stratejik aklı var. Ve ben bu aklın çatışmaya izin vermeyeceğini düşünüyorum. Çünkü olası bir çatışmada kazanacak tek ülke Çin. Batı cephesinde işler yoğunlaşınca ABD’nin asıl kaymak zorunda kaldığı yeni NATO var. O zaman NATO ile mi savaşacağız? Satılan Rafale Uçağı, dört tane gemi ile Yunanistan bir hava veya deniz üstünlüğü yakalamaz. Bu nedenle nispi bir hava üstünlüğü de elde ettiğine inanmıyorum. Ama burada kışkırtmanın Rusya-Ukrayna savaşı ile ilintili.”

Türkiye, Rodos ve Girit arasındaki faaliyetlerine başlayınca gerilim her zaman artabilir. Ama şu an Türkiye, jeopolitik konumu itibariyle altın bir ülke. Kimsenin Yunanistan’ın hezeyanları ile uğraşacağını düşünmüyorum.

Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson
Okan Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine başlamasıyla iki ülke arasında gerilimin tırmanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson, Türkiye’nin jeopolitik konumunun bu gerilimin daha da büyümesine izin vermeyeceğini belirtiyor.

”Türkiye, Rodos ve Girit arasındaki faaliyetlerine başlayınca gerilim her zaman artabilir. Ama şu an Türkiye jeopolitik konumu itibariyle altın bir ülke. Kimsenin Yunanistan’ın hezeyanları ile uğraşacağını düşünmüyorum. ABD için de gerek enerji arzı, gerek ise İsrail’in güvenliği açısından Doğu Akdeniz’deki tavrı her zamankinden çok daha önemli. Ve jeopolitik açıdan merkezde olan ülkeye herkesin ihtiyacı var. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle dış politikada son derece temkinli adımlar atılıyor. Artı, iktisadi gerçekler de var. Türkiye’nin bir hiperenflasyona gidişi söz konusu. Dolayısıyla bunu sadece biz görmüyoruz, dünya da görüyor. Türkiye’nin imajına zarar veren bir etki var. Ve Türkiye de sadece Türkiye’den ibaret değil. ABD ve İngiltere dünyayı üçe böldüklerinde Batı’da işlerin biraz rayında gittiğini, Doğu’da rayında gidebilecek gibi durduğunu ama merkezde çalkantının devam ettiğini gözlemliyor.”