Türkiye’ye yönelik Afganistan, Suriye, Orta Asya ve Afrika ülkelerinden yaşanan göç sonrasında, göç ile gelen sığınmacılara yönelik eleştiriler artarken, Türkiye’nin sığınmacılar konusunda alması gereken önlemler üzerine çözüm önerileri de devam ediyor. Okan Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Poyraz Gürson, dünyada ikinci kavimler göçü denebilecek ölçüde büyük göçlerin olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye’ye yönelik göçlerin yönetimi çok önemli. Türkiye, göç sorununu çözebilmek için sadece yerel değil, küresel ölçekte düşünmesi gerekiyor. Türkiye’yi yönetenlerin burada dikkatli olması gerekir. Entegrasyon politikalarının, gettolaşmanın önlenmesi ve küresel ölçekli bir milli planın uygulanması şart. Bu üç unsuru birlikte götürülmesi gerekiyor Türkiye’nin” dedi.

İran’da magma tabakasının yarılması gibi bir yarılma olduğuna dikkat çeken Gürson, şöyle dedi:

“İran’da rejim ideolojik olarak sarsılıyor. Bir milletin kendi milli marşını söylememesi demek büyük bir kırılmanın işareti. İran’ın toplumsal, ekonomik ve rejim açısından sorunları büyük. Türkiye artık İran rejiminin önümüzdeki günlerde zayıflaması ile birlikte yeni bir göç dalgasına da hazırlık yapmak durumunda. İran’dan gelecek insanalar yönelik bir çözüm üretilmeli. Afganistan’dan gelenlere yönelik de bir çözümün hayata geçirilmesi gerekiyor. En kritik yer Suriye’nin İdlib bölgesi. İdlib pandoranın kutusu. Öyle anlaşılıyor ki bu bölgede Türkiye’nin operasyon yapması büyük olasılık. Önümüzdeki günlerde bunu görebiliriz. İran’daki yarılmanın ardından çıkacak göç sorununa çözüm bulmak ayrıca Suriye’deki bölgelere yönelik güvenli bölge oluşturarak sığınmacı soruna komşu ülkeler bazında çözüm bulunması gerekiyor.”

 

Türkiye’nin göç sorunu sadece demografik yapının korunması olarak algılamaması gerektiğine işaret eden Gürson, “Türkiye’nin göç aldığı ülkeler nezdinde büyük bir eko sistem oluşuyor. Yani yeni Türk yüzyılı ve yeni Türk jeopolitiği oluşuyor” tespiti yaptı. Gürson, “Burada emperyalist bir mantık, sömürgeci bir anlayış söz konusu değil. Malaga boğazından, Babül Mendep boğazına, Orta Asya’dan Atlantik okyanusuna kadar büyük bir coğrafyada Türk ekosistemi oluşuyor. Tüm bu coğrafyanın merkezi Türkiye. Bu da zaten yeni yüzyılda yeni Türk jeopolitiğine işaret ediyor. Türkiye’nin etki alanında olan bu yeni eko sistem Türkiye’nin yeni jeopolitiği. Türkiye bu geniş coğrafyada bulunan bütün ülkelerin merkezi ve bu ülkelerin gözü Türkiye’de. Türkiye’nin atacağı adımları takip ediyorlar. Bu yeni eko sisteme göre uluslararası politikalar üretmek ve Türkiye’ye gelen sığınmacılara yönelik olarak entegrasyon politikalarını doğru bir şekilde hayata geçirmek Türkiye’nin önüne büyük jeopolitik fırsatlar sunacak” dedi.

Türkiye’ye gelen sığınmacıların iklim kuşaklarına göre paylaştırılması gerektiğini de ifade eden Gürson şu ifadeleri kullandı:

“Örneğin İran’dan gelecek olası sığınmacılar ile Afganistan’dan gelenleri Doğu Anadolu Bölgesi’nde, güney komşularımızdan gelenleri Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde tuttuktan sonra, orada entegre ettikten sora büyük şehirlere göndermemiz gerekiyor. Türkçeyi konuşmaları, Türk toplumunun içinde yaşamayı öğrenmeleri sağlandıktan sonra büyükşehirlerde yerleşme olanakları tanınabilir. Bu entegrasyon politikalarında önemlidir. Gerisi zaten Türkiye’ye yeni bir Türk jeopolitiği sunan fırsattır. Bu fırsatta değerlendirilirse Türkiye küresel ölçekte sözü geçen bir ülke konumuna gelebilecektir. Dağılan bir AB var, NATO ise Türkiye’nin üzerine Yunanistan’ı kışkırtabilir. Bunlar önümüzdeki dönemin olası senaryoları. Yunanistan, Türkiye’ye hamle yapamaz, Türkiye’yi kuşatamaz. NATO içinde Yunanistan’ın Türkiye’ye her hamlesi Türkiye’yi güçlendiriyor. NATO içinde güçlü bir Türkiye, AB’ye teslim olmayan bir Türkiye, Rusya-Çin, ABD arasındaki ünümüzdeki dönemde Türkiye’yi kilit ülke yapacaktır.”