Taliban’ın başkent Kabil’i de ele geçirmesiyle Afganistan’ın en önemli patronu haline gelmesi ülkedeki yabancı misyonlarda bir hareketlilik yarattı.

Birçok ülke, Afganistan’daki büyükelçiliğini tahliye ederken Türkiye’nin Kabil’deki elçiliğinin göreve devam ettiği açıklandı.

Türkiye’nin Kabil Havalimanı’ndaki görevinin geleceği ise belirsiz.

Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, Kabil Havalimanı’ndaki görevin ne olup olmadığının en başından tarif edilmesi gerektiği görüşünde.

“Böyle bir inisiyatif alınsa dahi bu görevin icra edilip edilemeyeceği ciddi şekilde sorgulanır. En başında söylenen işlerin bugün yapılaması söz konusu değil” diyen Han, “Havalimanının da ötesinde Türkiye’nin birtakım sorumluluklarının olması üzerinde bir tartışma yürüyordu. Türkiye, arzu ettiği desteğe ilişkin ekonomik, diplomatik ve lojistik koşullar da öne sürmüş ve garantiler istemişti ama bugün artık ne o garantiler verilebilir vaziyette ne muhataplar o gün durdukları yerde duruyorlar ne de saha artık bunlara cevaz verebilir. Türkiye’nin Afganistan’daki misyonuna ilişkin ne daraltılmış ne de genişletilmiş haliyle konuşmalar yapmanın imkanı yok” ifadelerini kullandı.

 

Ahmet Kasım Han
Prof. Dr. Ahmet Kasım Han

 

“Uluslararası toplumla birlikte hareket etmeliyiz”

Türkiye’nin Afganistan’da imkan ve kabiliyetlerini doğru analiz etmek mecburiyetinde olduğunu belirten Han, “2011’de Arap Baharı ile düştüğü hataya düşmemesi gerekir. O hatanın bedellerini ödedik, ödüyoruz ve ödemeye devam edeceğiz. İmkan, kabiliyet ve sınırlılıklarını doğru bir biçimde tahlil etmemiş olmak nedeniyle meselenin sunduğu fırsatları da doğru kullanamadı ve bunun bir maliyeti oldu. Türkiye Bugün uluslararası toplumla birlikte hareket etmek zorunda” şeklinde konuştu.

“Türkiye, Afganistan’dan en son çıkan ülke olabilir”

Kabil’den gelen görüntülerin 1975’te Saygon’dan gelen manzaraları hatırlattığına değinen Han şunları söyledi:

“Büyük bir insani trajedi yaşanıyor. Bu nedenle ABD’liler, İngilizler asker gönderip vatandaşlarını tahliye ediyor. Türkiye açısından da öncelik bu. ‘Herkes boşaltırken en sona kim kalacak’ sorusunun düşünmeye değer bir sorudur. Türkiye gerek Afganistan’la olan tarihsel ilişkileri, gerek Taliban’la bugüne kadar yürütülen diplomasi ve en önemlisi de Taliban’ın birincil ortağı olan Pakistan’la olan siyasi ilişkilerinin kuvvetli olması bakımından gerçekten en sona kalabilir”

“Taliban, ‘Önce gitsinler sonra gelsinler’ diye garip bir formül öneriyor. Onların istediği olsa olsa Türkiye’nin birliklerinin statü değiştirmesiyle olur. Bu da kolay bir şey değil. Sonuçta Türk birlikleri NATO çerçevesinde orada. Türkiye çıktıktan sonra geri dönebilir ama bunun maliyeti var. Uluslararası toplumdan daha hızlı davranmamak lazım. Pakistan’ın bile Taliban yönetiminin uluslararası toplumun hareket tarzına göre ileriki vadede tanıyacağına ilişkin açıklamalarda bulunduğu bir yerde Türkiye’nin Taliban’ı en önce tanıyan ülkelerden biri olması pek hoş bir görüntü olmaz.”

“Yeryüzünde jeopolitik bir kırılma var”

Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Taliban’la görüşebilirim” sözünü hatırlatarak arada zımni bir irtibat olduğunu belirtti.

Gürson, “Türkiye’nin Afganistan’da kalması tabii ki bir risk teşkil edebilir ama yeni oluşumun nasıl olacağına dair belirsizlikler var. Bu belirsizlik ortamında bazı ülkeler ‘Biz buradayız’ diyor, Türkiye de onlardan biri” dedi.

“Yeryüzünde jeopolitik bir kırılma var” ifadelerini kullanan Gürson, “Rusya jeopolitik anlamda bir avantaj elde etti. İktisadi ve uzay anlamında da Çin’in avantajlı olduğunu biliyoruz. Bu yüzyılda ABD’nin işi çok zor ve Pasifik’te savaş benzeri krizlerin yaşanabileceğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla ABD güç biriktirmek ve müttefikleriyle iyi geçinmek zorunda” şeklinde konuştu.

 

Ali Poyraz Gürson.jpeg
Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson / Fotoğraf: poyrazgurson.com/

 

“Türkiye’nin Kabil Havalimanı görevi devam etmeli ama bu görev NATO şemsiyesinde olmamalı”

TSK’nın Kabil Havalimanı görevinin devam ettirmesi gerektiğini ama bu bu görevin NATO şemsiyesi altında olmaması gerektiğini söyleyen Gürson, “Mehmetçik’in bir tek koşulla orada olması gerekiyor, yakın hava desteğine erişebilmeli. Pakistan’la iyi ilişkiler burada belirleyici olacak” ifadelerini sözlerine ekledi.

The Independentturkish