Afganistan’da, Taliban’ın başkent Kabil’e girmesi ve Eşref Gani hükümetinin ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanan hakimiyeti devam ediyor. Taliban tarafından yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere, çok hızlı ve kolay gerçekleşmesine kendilerinin dahi şaşırdığı bu hakimiyet nasıl mümkün oldu?

Gelişmelerin arkasında Çin’i aramak lazım. Komutanlar niye kaçtı? Para mı aldılar? Bu durum biraz da ABD’nin 2003’teki Irak işgalinde 3 haftada bütün Irak’ı almasına benziyor. Kokusu yakında çıkar ama yavaş yavaş direniş aktörleri devreye giriyor. Eşref Gani’nin yardımcısı da şu an Afganistan dışına gitmedi. Dolayısıyla arkasında başka bir şey var. Savaşan silahların adedi değil savaşan askerlerin ruhu önemli. Bu dönemde Rusya’nın açıklamaları çok önemli çünkü Taliban’a temkinli yaklaşıyor ve hemen tanımıyor. Bir de terör örgütü olmak başka devlet olmak başka bir şey. Türkiye de yapılan açıklamaları dikkatle takip ediyor. Orada koç başı durumunda olan Türkiye diyebiliriz. Vazgeçilmez ülke pozisyonu çiziyor.

Henüz meşru bir devlet olarak kabul edilmeyen Taliban yönetimi, bundan sonra ne gibi hamlelerde bulunacaktır ve Afganistan coğrafyasında nasıl bir siyasi yapı şekillenecektir?

Mutlaka kargaşaya ve kaosa sürüklemek istiyor, bu gözüküyor ama diğer güç faktörler ile beraber Türkiye’nin de varlığı bir nebze bunu engelliyor. Taliban’ın bir kere ehlileştirilmesi gerekiyor. Şimdi yavaş yavaş kadınlara yönelik vb. saldırılar başladı. Bu tavrı uluslararası camiada büyük tepki çekecektir. Dolayısıyla onların paraya ihtiyacı var, meşruiyete ihtiyacı var. Onlar bir şey elde ettiler ve kolayca zafere ulaştılar ama bundan sonrası daha zor.

Milyonlarca Türk’ün yaşadığı Güney Türkistan, Türk Milleti’nin merak ve endişeyle takip ettiği bu süreçten ciddi anlamda etkilenmiş durumda. Bölgede yaşayan Türklerin akıbeti ne olacaktır?

Başından itibaren Afganistan ile ilgili sadece uluslararası havalimanını koruma misyonunun değil Türk askerinin de bir şekilde ata yurdunda mutlaka bulunması gerektiğini düşünüyorum. Bunu, bugün için değil 80-100 yıl sonrası için söylüyorum. Oradaki Türk coğrafyasında olabilecek her şeyden biz sorumluyuz. Devlet aklı bunu gerektiriyor, bu yüzden bizim oradaki gelişmeleri hem takip edip hem de uluslararası meşru bir zeminde bizim orada olmamız gerekiyor.

Onlara devletin ne dediğini bilmiyoruz belki bu süreçte çatışmaya girmeyin dediler. Bu belirsizlik ortamında kimse zedelenmeden hareket ediliyor olabilir. Şu an orada rejim değişti. Gelişmeleri takip ediyoruz.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Taliban dahil bütün aktörlerle iletişim halinde olduklarını ve Taliban’ın açıklamalarını büyük oranda olumlu bulduğunu söyledi. Dışişlerinin bu açıklamasını ve Türkiye’nin pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önümüzdeki süreçte Türklere yönelik yapılacak tutum belirleyici olduğu için ilk başta bunlar söyleniyor. Sağduyulu ve daha temkinli yaklaşmak gerekir. Çünkü Taliban’ın geleceğini öngöremiyorum. Taliban’ın yönetimde olmasını isteyen bir grup var. Bunlar İngiltere ve Çin başta olmak üzere birçok devletler. Bunun yanında Taliban’ın yönetimde kalmasını istemeyen bir grup da var. Arada kalmamak lazım. Daha temkinli olmak lazım çünkü yarın orada direnen Türkler olduğunda ne yapacağız? Taliban Türklere zarar verir mi? Bunların hesabını yapmak lazım.

Dışişleri Bakanı, bu açıklamayı Taliban’ın ilk açıklamalarına istinaden söyledi. Sonradan da uluslararası gelişmeleri takip edip ona göre hareket edeceğiz dedi. Yani hemen Taliban’ı tanıyacağız demedi.

Afganistan’da bulunan ülkelerin hepsi bu süreçte askerlerini ve vatandaşlarını geri çekerken Türkiye’nin bu noktada bir adım atmamasını nasıl değerlendirmeliyiz? Türkiye her şeye ve her şarta rağmen Afganistan’daki varlığını korumaya mı çalışıyor?

Türkiye zaten bundan tedirgin de olmuyor. Olmamalı da zaten. Biz Türk yurdundaki varlığımızı da arttırmalıyız. Asker çekmek stratejik bir hamle olmaz. Uluslararası misyonun görevi mutlaka o havalimanında uluslararası olmalı. Birkaç ülke olmalı, illa NATO şemsiyesi altında olmak zorunda değil.

Uluslararası camianın, Taliban ve Afganistan konusunda günaşırı yaptığı açıklamalar sizce neler ifade etmekte? Özellikle ABD, Çin ve Rusya gibi ülkeler yaşanacak süreçte nasıl rol alacaklardır?

Dünya artık egemen ABD’nin olduğu bir dünya değil. ABD, Vietnam sendromu gibi hatta daha derin bir sendrom yaşıyor. Kabil sendromu ABD’de yönetimi değiştirebilir. Çok hızlı gelişmeler olacak. Çok kutuplu dünya düzenine geçildi. Bunun izlerini de Afganistan’da görüyoruz. Afganistan’ı Çin’in finanse edeceğini düşünüyorum. Pakistan’ı zaten finanse ediyor. Dolayısıyla bu yeni düzende ABD’nin artık ne dediğinden ziyade şimdi Rusya’nın ne dediğine daha fazla odaklanmamız lazım. Çin medyasına baktığımızda haberlerin veriliş şekli mutlu bir tablo çiziyor. ABD medyasına baktığımızda ise kanın ve gözyaşının olduğu bir tabloyu gösteriyor. Halbuki kanı ve gözyaşını 20 yıl içinde ABD oluşturdu. ABD’nin ahlaksız güvenlik anlayışı yeryüzünde artık bitti. Bu da o fotoğraf diyebiliriz. Bundan sonra ABD emperyalizmi ile iş tutanların sonu o Kabil’de uçağa binmeye çalışanlardır. Kabil, ABD emperyalizminin sonudur. O coğrafyanın Türkiye’ye gerçekten ihtiyacı var.

Türkiye’de hala ABD’ye toz konduramayan, akademide ve medyada bir entelijansiya var. Şu an Amerika çalkalanıyor. Amerikan medyası hükümeti yerden yere vuruyor, bizimkiler Amerika’dan çok Amerikancıymış buna çok üzülüyorum. 50 yıl sonra bu coğrafyada ne Amerika ne İngiltere olmayacak.

Afganistan krizinde şu anda kazananlar kim diye baktığımızda yurtdışında medyada da hemen Türkiye’yi gösteriyorlar. Biz bu oyunda hem aktör hem de kazanan rolündeyiz. İlk gelen göçmenler ile kafa karıştırdılar. Bunda da İran’ın payı var. İlk gelen mülteciler ABD’nin etki ajanlarıydı. Neticesinde de Afganistan’da biz bulunmayalım diye ilk parti mülteci akınına izin verildi. Bu göç de bundan sonra engellenir.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Dünyada şu anda jeopolitik bir kırılma var. Babülmendep boğazından Süveyş’e kadar Çin ve Rusya ABD’ye karşı bir şekilde galip gelmiş durumdalar. İktisadi anlamda Çin, askeri anlamda Rusya. ABD’nin devasa savunma bütçeleri savruk bütçeler. İçinde gazilerin maaşları da var. ABD’nin güneydeki üsleri hiçbir işe yaramayacak. 6000 deniz mili ulaşım doğudan batıya tekrar kısalacak ve bu durum ticaret hacmini komple değiştirecek. ABD, eğer biz orada olmazsak Türkistan’da hiçbir yere ayak basamaz. Dolayısıyla havalimanının kritik görevi devam etmese bugün kendi yurttaşlarımızı veya diğer insanları oradan kurtarabilir miydik şeklinde bakarlarsa askeri varlığımızın niye gerekli olduğunu herkes anlar diye düşünüyorum.