Beş yıl önce Doç. Dr. Poyraz Gürson’un ilk Suriye kitabından sonra Cumhuriyet gazetesi Bilim Teknik ekinde yer alan makalesi ile Vilademir Putin’in Soçi’de yaptığı açıklamlar birebir örtüşüyor:

Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı’nda, Amin Maalofun Doğunun Limanlarında yazdığı Osmanlı Mirasının yeniden yeniden parçalanması devam ediyor. Suriye’nin başkenti Şam’da düzenlenen intihar saldırıları, Mısır’da yaşanan gelişmeler Modern Haçlı Seferi’nin sonuna gelindiğini dünya kamuoyuna sergiliyor:

Suriye konusundaki uluslararası bölünme, özünde gerekçelerini batının emperyalist kültürü ile doğu kültürü arasındaki niteliksek farklılıklara dayanan kültürel ve ahlaki bir bölünmedir.

Dolayısıyla doğunun dostluk, barış ve hak değerleri batının çıkar ve çatışmalarıyla karşı karşıya kalırken, güvenlik konseyinde Suriye krizi konusunda doğan anlaşmazlığın Suriye’ye adil davranmanın uluslararası değerlere karşı zafer kazanmak olduğunun kanıtlaması ardından sömürgeci batı Suriye’ye yönelik vahşi davranışlarına hiçbir gerekçe bulamamıştır.

Rusya, Çin ve Hindistan diyalog, barışçıl çözüm ve bağımsız ülkelerin içişlerine müdahaleyi reddetmeye dayalı ahlaki bir tutum sergilerken ABD, İngiltere, Fransa, Almanya çıkarlardan yana tavır almış, güç kullanımını ve tek taraflı desteği çözüm kapısı olarak görmüştür.

Tarih uzmanları, her iki tarafın tarihiyle uyumlu bir tutum sergilediğini, Rusya, Çin ve Hindistan’ın sömürgeci bir geçmişi olmadığını, her zaman içişlerine müdahaleye maruz kalan halkların yanında yer aldıklarını, diğer tarafın ise savaş, işgal, askeri müdahale ve katliamlarla yazılmış uzun bir sömürgeci tarihe sahip olduğunu ifade etmiştir.

Bu uyum, iki tarafın Güvenlik Konseyinde düzenlenen oturumdaki siyasi söyleminde tarihi koşullar ve kültürel değerlerle uyumlu şekilde kendini göstermiştir.

Batılı ülkelerin Dışişleri Bakanları, Rusya ve Çin dahil herkesi tehdit edip suçlamalar yöneltirken şiddet, güç, müdahale, katliam, iç savaş, soykırım ve bombardımana odaklanan sözleri benzerlik göstermiştir. Güç kullanmalarına gerekçe göstermek amacıyla da diğer tarafın karşılık vermemesi durumunda Suriyeli muhaliflere silah desteği yapmanın krizi sonlandırma yönünde makul bir zemin oluşturacağını söylemekten de çekinmemişlerdir.

Buna karşılık Çin, Rusya ve Hindistan’ın, uluslararası yasallık, halkların hakları, Ortadoğu tarihinin korunması ve bölge halklarının isteklerine saygı gösterme gerekliliği yönündeki sözleri barışçıl çözümde müthiş deneyimler sunan doğu düşünce okulunun net görüntüsünü vermiştir.

Oysa ABD ve Avrupa’nın Irak, Afganistan, Yugoslavya, Somali ve Vietnam’daki deneyimleri, Amerikan’ın güç mantığının kendini bütün bu deneyimlere dayattığını kanıtlamıştır. Tek hedef çıkarlarını koruyacak siyasi değişimler yaratmak, bununla birlikte ABD üslerinin dünyanın dört bir yanında yayılması batının güce dayandığını, ancak kendi seçtiği silahla durdurulabileceğini kanıtlamıştır.

Gözlemciler, ABD’nin Suriye’ye yönelik saldırıyı yöneterek eşsiz kanlı bir meşrutiyete dayanan, Avrupa’nın orta çağlarda Amerika’nın asıl sahipleri Kızılderililere saldırmak için görevlendirdiği karanlık deniz korsanlarının hazırladığı siyasi ideolojisini net şekilde ifade ettiğini belirtmektedir.

Bununla birlikte gözlemciler, kıskançlığın ABD’yi kendisine meşru olmadığını hatırlatan asil dünya kültürlerini düşmanlığa yönelttiğini ifade ederken ABD’nin dünya üzerinde hegemonyasını sürdürmesinin uluslararası kültürel çeşitliliği tehdit ettiğini kaydetmiştir.

ABD’nin dünyadaki müttefiklerini yakından incelediğimizde ise, Amerikan zihniyetinin kendisiyle uyumlu hükümet, parti ve siyasi akımları müttefik olarak seçtiğini görürüz. Şeyhlikler ve krallıkları cumhuriyetlere tercih ettiğini, ılımlılık yerine fanatizmi seçtiğini, her zaman sosyal çelişkileri kullandığını, açık fikirlilikle savaşıp içine kapanıklığı desteklediğini görmemek neredeyse imkânsızdır.

“Dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözüne dayanarak ABD’nin etrafındakilerin kim olduğunu söylemek zor olmayacaktır. ABD dostlarının Filistin halkını desteklemesini ve İsrail’e düşman olmasını beklemek mantıksızdır. Bununla birlikte diyalog ve demokrasi, gelişme ve refahı uluslararası hak olarak benimseyemeyeceği de açıktır. Dolayısıyla kararlarını kendi başlarına alamayacaklardır. Herhangi bir karar almadan önce ABD’nin emirlerini bekleyen petrol şeyhleri ve çoğu Avrupa ülkesinin durumu bundan ibarettir.

Rusya ve Çin’in halkların kendi kararlarını tayin etme hakkına dayanan katı tutumu, sömürgeci batı ve uşağı petrol şeyhlerinin Suriye kanını akıtma ve tehdit savurma kararlılıklarına rağmen bölgenin siyasi görüntüsünü ve olayların seyrini Suriye halkının söyleyeceği son söz belirleyecektir.

A.B.D. yönünü Uzakdoğuya çevirirken bölgeye sadık müttefik bir Türkiye bırakmaktadır. Suriye’nin Lübnanlaşması ve bölünmesi kaçınılmazdır. 1 Mart 2003 tarihindeki tezkerenin T.B.M.M. tarafından reddi, A.B.D. harekatının sadece gecikmesiyle sonuçlanmamış, A.B.D. güçlerinin olası harekat tarzlarının ne olabileceği konusunda da küresel pivot aktörlere analiz imkanı vermiştir. Bu analizler sonucunda çok kutuplu yeni bir dünyanın çıkmakta olduğu tespiti de akademik camia tarafından yapılmaktadır. Bu çerçevede başta Rusya, A.B.D.’nin politikalarını sahada uygulamasını engellemektedir.

Üçbin yılın bilançosunu tutamayanlar Goethe’nin de belirttiği gibi günü birlik yaşarlar. Milattan beşyüzyıl önce Heraklitus’ta savaşın bazılarını tanrılaştırırken bazılarını da hiçleştirdiği tespitini yapmaktadır. Doğu felsefesiyle”bekleyip göreceğiz”.