Ekran AlıntısıKocaeli Üniversitesi (KOÜ) Değirmendere Ali Özbay Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Ali Poyraz Gürson ile görevine başlamasının ardından yaptığımız röportajda Gürson, “Marka konusunda halkın kalbine dokunmalıyız” dedi

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Değirmendere Ali Özbay Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Ali Poyraz Gürson ile Ali Özbay MYO’daki görevine başlamasının ardından keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Gürson, bu zamana kadar yaptığı çalışmaların yanı sıra Gölcük ve Ali Özbay MYO ile ilgili hedeflerini aktardı.

Ali Poyraz Gürson kimdir?

Kırşehir’de dünyaya geldim. Babamın memuriyeti dolayısıyla ilkokulu İzmir Karşıyaka Zübeyde Hanım İlkokulu, ortaokulu ise Karşıyaka Ortaokulu’nda tamamladım. Karşıyaka Fen Lisesi’nde lise öğrenimimi tamamladıktan sonra Kara Harp Okulu’nu, müteakiben Topçu ve Füze Okulu’nu bitirdim. Topçu Subayı olarak Gaziantep, Erzurum, Çorlu, Şırnak ve İzmir’de görevlerde bulundum. Karargah görevimi Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterlik İletişim Dairesi Başkanlığı Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’nda tamamladım. Ordudaki görevimden kendi isteğimle Kıdemli Binbaşı olarak ayrıldım. 1997 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü tamamlayarak ikinci lisans eğitimimi aldım. 1999 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Orta Doğu ve Asya Çalışmaları Anabilim Dalı’nda yüksek lisansımı yaptım. 2004 yılında ise Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde doktora eğitimimi bitirdim.

Hangi mesleklerde yetkinliğiniz bulunuyor?

Asıl olarak Orta Doğu uzmanıyım. Markalama, itibar yönetimi, siyasal iletişim, siyaset biliminin dışında yaratıcılık gerektiren konularla da ilgileniyorum ve onlardan daha büyük keyif alıyorum. Diğer dillerde Orta Doğu ile ilgili kitaplar üretmek, birkaç dilde Orta Doğu ve Suriye ile ilgili yazılar yazmak hoşuma gidiyor ama bulunduğum yere katma değer sağlamayı da aktif bir yurttaş olarak önemsiyorum. Allah bana büyük bir şans verdi. Doktoramı yaptığım alan ile ilgili Türkiye’de ciddi bir ihtiyaç var. O alanı ölçüp yönetebilecek bir eğitimden geçtim. Dolayısıyla bunu şekillendirmeyi seviyorum. Ölçmek benim için çok önemli. Yani envanter dediğim o. Bir iletişimi planlayıp adım adım bir yere vardırmayı çok önemsiyorum. İnsanız, dünyanın en fazla kitabını okumuş da olabiliriz. Bilginin hamalı olmak zorunda değiliz. Damıttığımız bilgiyi bulunduğumuz yere katma değer olarak verme lüzumundayız. Bugün arama motorlarına baktığımız zaman bilinmeyecek hiçbir şey yok. Bizdeki sorunu da bu egoyu parçalayamama, paylaşmama olarak görüyorum. Ben bunu kendi adıma kıran bir bireyim. Burada üretmek için çok rahat bir ortam var. Buradaki akademisyen arkadaşlarımız ve öğrencilerimizin, neye ihtiyacı varsa üniversite yönetimi ile arkamızdaki destekle sağlıyoruz. Dört yıllık bir fakülte de olmalıyız. Benim asıl alanım Orta Doğu. Yerel medyayı çok önemsiyorum. Bizim ne dediğimizden ziyade neyin anlaşılacağı önemli. Bunu da yerel medya ile yaymalıyız. Burada çok güçlü bir yerel medya var. Gazetelerin yok olmasını istemem. Benim bir mesleğim de gazetecilik. Medyanın farkındayım. Benim derdim takip edilmem değil; yaptığımız işle anılmak istiyoruz. Benim yazdığım kitabım benden daha ünlü. Şu an altıncı baskısını yaptı. Ama ben bizatihi ön plana çıkmak için yetiştirilmedim. Biz kuşak olarak yaptığımız işlerle anılmak isteriz.

Bu zamana kadar mesleki anlamda ne tür çalışmalar yaptınız?

2006 yılında eğitmenliğe BM (Birleşmiş Milletler) Eğitmeni olarak başladım. Üniversiteler arası kurul tarafından Siyasal Hayat ve Kurumlar alanında doçent ünvanını aldım. İtalya – Trento Üniversitesi’nde research proffessor olarak görev aldım. Erasmus – Mundus Yürütme Komitesi Üyesi’yim. Bu vesile ile farklı ülkelerdeki toplantılara katılıyorum. New York CPI Yaşam Boyu üyesiyim. Çin’de 2010 yılının tüm yazını geçirdim. Akademisyenliği çok seviyorum. Küçüklüğümden bu yana okumayı çok sevdim. Doçentlik ile profesörlük arasında üretkenlik açısından değil de zaman açısından bekliyorum. Profesörlük, Türkiye’de hızlanmalı diye düşünüyorum. Bir siyaset bilimi doçenti de çok rahat bir şekilde sanatla ilgili keyifli uğraşlar içerisinde olabilmeli. Beynin etrafında 12 farklı fakülte var. Herkes 12 fakülteyi de ayrı ayrı geliştirebilir. Bir dil bilimci değiliz ama İngilizce konuşabiliyoruz. Yabancı dildeki eserleri okuyup anlayabiliyoruz. Çok iyi bir şekilde saz çalamazsınız ama bateri çalabilirsiniz. Tek bir alanda uzmanlık yerine birçok alanda uzman olma konusunu önemsedim. Subayken basketbol hakemliği yapıyordum. Okurken arkadaşlarımla reklam ajanslarında sinopsis hazırlıyordum. Teğmenken Anadolu Ajansı’nda karanlık odada fotoğraf çıkartıyorduk. İyi bir fotoğraf çekmeyi önemseyen bir yapım var. Ben işlerimi keyifle yapıyorum. Orta Doğu ile ilgili yazarken sırtımda küfe taşımıyorum. Bir marka değer katmayı seviyorum. İşi sevince hobiye dönüşüyor. Hayat aşure kasesi gibidir. Ne kadar çok şey katarsanız o kadar çok şey karşınıza gelir. Ben siyaset bilimi doçentiyim. Siyasetin içinde birçok farklı bölüm de var. Pırlanta, dünyada küçük bir azınlığın elinde. En azından sertifikasını verip buraya bir farkındalık getirebiliriz. Sahile kuracağınız bisikletler üzerinde bir enerji butonu oluşur. Herkes pedal çevirince kalori yakar ve karşılığında enerji depolanır. Bu depolama sonucunda kişilerin faturasından bu tutarda düşülebilir. Bunlar çok basit şeyler. Gölcük’te özel çocuklar için özel bir bakım merkezi yapılabilir. Sadece pırlanta olarak bakmıyorum ben. Yaptığımız araştırmalara istinaden bunları söylüyorum. Sadece okuyarak değil, öğrenerek de ortaya bir şeyler koymayı seviyorum.

Ali Özbay MYO’daki görevinize ne zaman başladınız?
1 Ekim 2016’da buradaki görevime başladım.

Ali Özbay MYO ile ilgili hedefleriniz nelerdir?

Buranın önce dört yıllık olmasını hedefliyorum. Tasarım, marka, uygulamalı bilimlerle ilgili küçük çapta reklam filmlerini çekebileceğimiz stüdyo ve imkanlara sahip olmamız, arkadaşların akademik olarak yükselmesi, yüksek lisans ve doktora programları açmayı hedefliyoruz. Değirmendere’yi Gölcük’le başka bir vizyonla daha öteye taşıyacak çalışmalar yapmalıyız. İkna, istişare ve ittifakla, senkronize bir şekilde üniversite, halk ve belediye ile ortak akıl yürüterek yapmalıyız. Halkın kalbine dokunmazsak bu işi beceremeyiz. Halka mümkün olduğu kadar katılımcı bir şekilde kucak açmalıyız. Devlet, halk ve üniversiteyi birlikte gördüğüm projelerle bir araya getirmeliyiz. Dört yıllık bir fakülte olursak daha çok katkı sunabileceğimize inanıyorum ve halkımızın katılımı da aynı oranda artacaktır. Burada sanat üreten bir üniversite var. Bunun halkla daha çok buluşmasında aracılık etmek istiyorum.

Bundan sonraki süreçte hedefleriniz nelerdir?
Birkaç dilde kitaplarımın çıkması, yöremizi de kıymetli bir noktada başka bir yere, pırlanta gibi taşımak istiyorum. Kendi kişisel hedeflerim gerçekleşiyor. İnşallah üç yıl içinde profesörlüğe geçmek istiyorum. Yönetsel idari işlerden ziyade uygulamayı seven bir yapım var. Suriye neticesinde kargaşa devam ettiği sürece biz Suriye’yi çıkartmaya devam edeceğiz.

Gölcük halkına söylemek istedikleriniz nelerdir?

Ben İzmir Karşıyaka’da büyüdüm. Fahri bir Gölcüklü gibi hissediyorum kendimi. Tanıştığım her insan, birbirinden iyi insanlar çıktı. Dolayısıyla onların fahri bir hemşerileri gibi oldum. Zaten sevmeden markalandıramam, yazamam ve yaşamayı düşlemem. Gelecek perspektifli çok güzel şeyler yapacağımızı hissettiren bir atmosfer sundukları için ben hepsine Allah razı olsun diyorum.
Bağırlarına bastılar, kucakladılar. Burada her şeyi dört dörtlük olan bir ortam buldum. Özel üniversitelerde çalıştım, yurt dışında görev yaptım. Ama bu noktalar, burada yediğimiz yemeği bulabileceğimiz yerler değil. Onlar beni hem hemşeri yaptılar hem de misafir gibi konukseverliklerini gösterdiler. Burada Mine hocamız, Nermin hocamız çok yardımcı oldu. Manzara güzel, insanlar olağanüstü. Burada hem tarih var, hem deniz hem de güneş var. Ben eski asker olduğum için buradaki orduevine de girebildim. Burada elçilik görevi düşecekse halkla orduevi arasında, hasbelkader savaşmış, gerçekten yürekten halkını ve vatanını seven bir Harbiyeli olarak donanma ile aramızdaki markayı oluşturmak için görev yapmayı vazife bilirim. 10 Kasım, 24 Kasım gibi günlerde donanma nezdinde yapılan programlara katılmayı önemsiyorum. Yanlış zamanı hep beraber doğruya çevirelim. 15 Temmuz süreci dolayısıyla bir an evvel normalleşmemiz gerekiyor. Benim üstüme düşen bir görevim varsa elimden geleni yaparım. Arkadaşlarım amiral olarak aktif bir şekilde görev yapıyor. Ben Harbiye’den 88 mezunuyum. En fazla güvenilen ve en fazla general olarak kalan bir devreyiz. Benim böyle bir katkım da söz konusu olabilir. Arkamızda soru işareti bırakmayacak şekilde ayrıldım. Ben Türkiye Gaziler Vakfı’nın da kurucu üyesiyim. 80 bin gazimiz var. Biz 15 Temmuz’daki ihanet çetesini anlayamıyoruz. Bu, 2 bin yıllık Türkiye tarihinde olmayan bir ihanet.

Erdem ŞENGÜL

Gölcük Postası Gazetesi