Türkiye ile ABD arasındaki “güvenli bölge mutabakatı”nı değerlendiren Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Emekli Binbaşı Doç. Poyraz Gürson, ABD’nin Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında zaman kazanmak için bir hamle yaptığını söyledi.

Müşterek harekât merkezinin nasıl kurulacağı konusunda teknik ayrıntıların netleştirilmesinin Türkiye açısından büyük önem taşıdığını belirten Gürson, şöyle dedi:

“ABD’nin başta Cumhurbaşkanı ve Milli Savunma Bakanı’nın kararlı çıkışlarının ardından böyle bir adım atmasının dikkat çekici. Ancak teknik konular önemli. Müşterek harekât merkezi nasıl teşkil edilecek? Kaç Türk, kaç ABD subayı olacak? Bunların görev dağılımları nasıl olacak? ABD’nin açıklamadığı konular var. Türkiye kendisi açısından her anlamda emir komuta birliğini sağlayacak bir subayı hareket merkezinin başına getirmeli. Bu subay son derece deneyimli ve ABD’lilerin de ezberini bozacak bir subay olmalı. Bundan sonra Türkiye harekat merkezindeki kontrolü sağlayabilir. Şunu unutmayalım, ABD güvenli bölge olarak tanımladığı yerde ‘Terör örgütünü temizleyeceğim’ dese bile Suriye’nin kuzeyini tam bir terör yuvasına çevirdi. Orada şu anda 100-110 bin ciddi anlamda, ağır silahları olan terörist grubu var. ABD Türkiye’nin isteklerini bilmesine rağmen orada bir terörist ordu kurup, silahlandırmaktan çekinmedi. Bu silahlı yapıyı gerektiğinde İran’da kullanır yorumu yapıyoruz ama Türkiye’ye yönelik olarak neden kullanmasın? Özellikle Irak üzerinden bunları Türkiye’ye göndermek isteyip, Türkiye’de kaos çıkarmak ister mi ABD, isteyebilir, bunun garantisi yok. Türkiye bana göre bunu da dikkate alarak özellikle Irak tarafından teröristlerin geçiş noktalarını tabiri caizse tamamen tıkamalı. ABD güvenli bölge diyor ama Türkiye’nin Suriye’de giriş çıkışını kolaylaştıracak ceplerin kurulmasının ucunu kapattı.”

Poyraz Gürson, ABD’nin Doğu Akdeniz’de tüm yaşananlara rağmen Türkiye ile Suriye’nin kuzeyine yönelik bir uzlaşma aramasının da dikkat çekici olduğunu söyledi. “ABD Doğu Akdeniz’de tüm bu gelişmeler olurken neden Türkiye ile uzlaşıyor, Suriye’nin kuzeyinde adeta havuç gösteriyor” diyen Gürson, şöyle devam etti: “Türkiye’nin tüm hamlelerine rağmen Yunanistan bölgede boş durmuyor. Yunanistan yine felaket senaryosu olarak söylemek istemiyorum ama tam anlamıyla Türkiye’ye yönelik savaş pozisyonu almış durumda. Tüm ikili antlaşmalarını buna göre yaptı. Adaları silahlandırdı. 100 yıl önceyi unutmayalım biz güneyimizde ve doğu bölgelerimizde uğraşırken Ege’den çıkıp geldiler, bunun da nedeni işte bu batılılardı. ABD diplomasisini tam anlamıyla yine 100 yıl önceki şartlara göre kurgulamış durumda. 100 yıl önceki şartlar Türkiye için de mevcut. Orduyu yıpratmak istediler, milli varlıkları satmak istiyorlar ki bir kısmını sattılar.”

Kaynak Yeniçağ: “Terörist orduyla kaos çıkarabilirler”

İran ABD ve İran Suudi Arabistan gerginliği, taraflar arasındaki çatışmanın kazaen ve/veya taraflarca hazırlıklı şekilde önceden belirlenmiş angajman kurallarına göre kritik eşik seviyesine doğru çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daimi ülkeleri ve Almanya (P5+1) ve İran arasında uzun müzakereler sonucu imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (Joint Comprehensive Plan Of Action-JCPOA)’ndan ABD’nin Mayıs 2018 tarihinde tek taraflı olarak çekilmesi, Ortadoğu bölgesinde yeni bir sıcak çatışmanın sinyallerini verdi. JCPOA’nı ABD dışındaki ülkelerin sürdürme gayretleri ve İran’ın anlaşma ile sınırlanan uranyum zenginleştirme limitlerini aşma girişimleri, Basra Körfezinde İran’ın ve ABD’nin karşılıklı insansız hava araçlarını düşürme girişimleri, İngiltere’nin İran’a ait gemiyi Cebelitarık’ta alıkoyması ve İran’ın da misilleme olarak İngiliz bandıralı gemiyi bağlaması, çatışmanın her an olabilme ihtimalini akıllara getirmektedir. Ortadoğu’da yaşanan gerginlikte taraflar yavaş yavaş pozisyonlarını alırken, askerlerin karşılıklı gelmeleri sırasında bir adet mayın, bir adet roket saldırısı veya insansız hava aracının düşürülmesi, savaş uçaklarının/helikopterlerinin düşürülmesi durumunda gerginliğin bir anda sıcak çatışmaya sürüklenebileceğinden endişe edilmektedir.

Suriye ve Irak topraklarında İŞİD tehdidi azalmakta ve tehdit olmaktan çıkmaya başlamakta iken bölgede başka unsurlar boşluğu doldurmakta gecikmemektedir. ABD’nin bir taraftan terörle mücadele ederken diğer taraftan 30 yıldan fazla süredir terörist gruplar listesine aldığı unsurlara silah, eğitim, malzeme başta olmak üzere her türlü desteği sağlaması ve yapılan ikazlara rağmen devam etmekte ısrarcı olması; ne kadar “güvenilir müttefik” olup olmadığını sorgulamamızı gerektirmektedir.

ABD İran’a karşı siyasi gelişmeleri kontrolü altına almaya çalışırken askeri alanda da net adımlar atmaya çalışmaktadır. ABD, Irak’ta yarattığı otorite boşluğunu İran’ın doldurduğunun farkındadır. ABD, İran’da yapabileceği askeri harekât sırasında Irak Harekât Alanını güven altına almak için İran tarafından desteklenen silahlı güçlerin merkezi yönetimin kontrolü altına alınması için Bağdat Hükümetine yapacağı baskı ve girişimleri yeterli olmayacak ve bu unsurlar Irak Yönetimi kontrolüne girecek olsalar bile ABD için tehdit olmaya devam edeceklerdir. ABD, İran’a yapacağı askeri harekâtta Irak’taki varlığını korumak için kuvvet ayırmak zorundadır. ABD’nin bölgedeki Kürtlere karşı da tavizkar olmasının ardında yatan husus geri bölge emniyetidir.

Yemen’de İsrail, Suudi Arabistan ve ABD, Yemen Hükümet güçlerine destek vererek Hutilere saldırılarını sürdürmek suretiyle İran’ı Suriye’de Hizbullah desteği İran’ın elini oldukça güçlendirmektedir. İran’ın Hutilere sağladığı destek, Suudileri İran’dan intikam almaya zorlayabilir. İsrail’in Suriye’deki İran varlığına karşı hava saldırıları devam ederse Hizbullah karşı saldırıları başlatabilir. ABD’nin JCPOA’nı zayıflatma girişimleri İran’ı Suriye ve Irak başta olmak üzere diğer bölgelerde asimetrik yöntemlere zorlamaktadır.  Birbiri ile dolaylı/doğrudan bağlantılı olduğu düşünülen çatışmalar, İran ile ABD arasında krizi tırmandırabilir ve sonucu tahmin edilemeyen felaketlere sürüklenebilir.

Çin, 2018 yılında Ortadoğu bölgesinde 25 milyar dolarlık borç vereceğini ve 28 milyar dolarlık altyapı yatırımı yapacağını taahhüt etti. Çin yatırımlarından ABD’nin bölgedeki en güvenilir müttefiki İsrail’de faydalanmakta ve Hayfa Limanı’nın bir kısmının işletilmesi ve Aşdod Limanının genişletilmesi Çin tarafından yapılacak ve Tel Aviv hafif metrosunun da yapımını üstlenecek. ABD, İsrail’deki Çin yatırımlarına şimdilik karşı çıkmamaktadır.  Çin’in Sibuti Devletinde deniz üssü kiraladığı, Libya’da iç savaş öncesi ciddi miktarda yatırımlarını ve ABD ambargolarına rağmen İran’da kalma konusunda ısrarcı olduğunu da hatırlamakta fayda vardır.

Rusya, dikkatini Suriye üzerinde toplarken Ortadoğu bölgesindeki yeniden yapılanmayı bir şekilde engellemiştir. Rus Suriye işbirliği ve Rus askeri varlığı uzun süreli devam edecektir. Ayrıca, İsrail ile Rusya ilişkilerini geliştirmeye devam etmektedir.

Ortadoğu bölgesinde ABD-İran arasında çatışma, “sıcak savaş” diğer bir ifade ile ateşli silahların kullanılması olmasa da “karanlık savaş” olarak nitelendireceğimiz şekilde devam etmektedir. Taraflar birbirlerinin insansız hava araçlarını (keşif maksatlı) düşürmekte ve son derece gelişmiş yöntemleri kullanmaktadırlar. ABD donanmasına ait bir geminin İran insansız hava aracını elektronik saldırı/taarruz yöntemi ile düşürdüğü iddia edilmektedir. ABD, İran Dışişleri Bakanı C. Zarif’i Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (the Office of Foreign Assets Control-OFAC) kapsamında yaptırım uygulanacaklar listesine aldığını ilen etmişse de Bakan Zarif, “ABD’de herhangi bir yatırımı olmadığını ve bu listede olmaktan mutlu olduğunu” ifade etmiştir. ABD’nin İran’ın en üst düzey diplomatını ve devletin sözcüsü durumundaki kişiyi bu şekilde yaptırım listesine alması düşündürücüdür. ABD’nin yaptırım uygulamak suretiyle İran Yönetimi’ni zayıflatması, halk üzerinde mollaların etkisini azaltması, planlayıp uygulamaya çalıştığı gibi İran gençliğini ayaklanmaya teşvik ederek iç savaş çıkarması kısa vadede mümkün görünmemektedir.

ABD ve Rusya karşılıklı olarak orta menzilli Nükleer Silahların Anlaşması(Intermediate Range Nuclear Forces Treaty- INF)’nı feshettiklerini açıkladılar. Taraflar esas itibarı ile birbirlerini anlaşmaya uymama konusunda suçlasalar da esas itibarı ile Çin Devleti’nin defalarca bahse konu anlaşmaya taraf olmaya çağrılmasına rağmen uymaması ve orta menzilli füzeleri geliştirmesi olarak gösterilebilir. Yakın gelecekte ABD ve Rusya’nın uzak doğu bölgesinde orta menzilli nükleer ve konvansiyonel başlıklı füzeler yerleştireceği muhakkaktır.

ABD-İran çatışmasına dikkatimizi yoğunlaştırdığımız sırada, Çin ve Rusya’nın bölgede mevzilenme gayretlerini, küresel güçlerin savaş sonrası ortamdan pay alma yarışında olduğunu görmekteyiz. İran ile ABD arasında olabilecek çatışmanın da aktörlerinin artabileceği, çatışmaların coğrafi alanının genişleyeceği değerlendirilmektedir.  Silahlanma yarışının en fazla olduğu, dünya fosil yakıt ihtiyacının yarısından fazlasının sağlandığı Ortadoğu’da silahlı çatışma tüm bölge ülkelerine zarar verecektir.

ABD-İran çatışmasının yolu uluslararası veya bölgesel üçüncü tarafların araya girerek arabuluculuk yapmasından geçmektedir. İran ve ABD taraflarını müzakerelere ikna etme, tarafların heves ve arzularını savaş yoluyla değil de müzakereler yoluyla sağlama konusunda başta AB ülkeleri olmak üzere Ülkemizin de girişimleri bölge barışının sağlaması için çok önemlidir.

Kaynak: Doç. Dr. Poyraz Gürson yazdı: ORTADOĞU’DA SICAK ÇATIŞMA SİNYALLERİ

Emekli Binbaşı Doç. Poyraz Gürson, Washington’un asıl amacının İran’daki rejimi değiştirmek olduğunu söyledi.

Fatih Erboz – Yeniçağ

ABD, İran’a yönelik 40 yıllık hesaplaşması için gün sayıyor. ABD’nin artık elindeki her türlü enstrümanı harekete geçirerek İran’ın üzerine doğru gitmeye başlayacağını kaydeden Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi emekli Binbaşı Doç. Poyraz Gürson, “ABD’nin takınacağı tavır belli olmaya başladı. ABD İran operasyonu için bütçesinden para ayırarak başladı işe. Ardından nükleer anlaşmadan çekildi. Şimdi İngiltere’nin tankerlerine el konulmasını bahane edecek. Son olarak zaten bütün dünyada büyük bir medya operasyonuyla algı başlayacak ve İran’ın nükleer tesislerini vurarak işe başlayacak. Amaçları daha önce hazırlanan plana göre İran’ın rejimini değiştirmek. İçerideki muhalefeti de bunun için yaptırımlarla diri tutmak istiyorlar” dedi.

“EKONOMİSİNE DARBE VURULMAYA ÇALIŞILIYOR”

ABD’nin tüm dünyayı etkisi altına alarak işe başladığını belirten Gürson, sözlerini şöyle sürdürdü: “ABD öncelikle dünya ülkelerine Hizbullah’ı terör örgütü ilan ettirmekle işe başladı. Ardından bölgeye asker sevkiyatı yaptı. Yaptırımlar uyguladı. Şimdi Birleşmiş Milletler’in 51 ve 52’nci maddelerini ileri sürerek müdahale edecek. Arjantin’e bile Hizbullah’ı terör örgütü ilan ettirdiler. Hizbullah ile öncelikle İran’ın Orta Doğu’daki etki alanını kıracaklar. Dünyayı arkasına aldıktan sonra operasyona başlayacaklar. Burada unutmamamız gereken iki nokta ise tankerleri İran tarafından el konulan İngiltere’nin durumu. İngiltere’de şu anda siyasi belirsizlik var. Bunun atlatılmasını beklerler. Ardından İsrail’deki durumu dikkate alırlar. Başbakan Netanyahu’nun güçlenmesini bekleyecekler. Ardından operasyona başlayacaklar.” Gürson, İran’ı içten vurmak için yaptırımlarla ekonomisine darbe vurulmaya çalışıldığını da belirtti.

“İNGİLTERE PERDE ARKASINDAN ABD’YE DESTEK VERİYOR”

ABD’nin, İngiltere’nin yanı sıra NATO ve AB’nin desteğini de alacağını dile getiren Gürson şunları anlattı: “NATO’daki AB üyesi ülkeler ABD’ye destek vereceklerdir. Zaten AB siyasi ayağı Fransa tarafından organize edilen bir oluşum. Amacı da NATO’ya tam destek sağlamak. Şu ana kadar ABD ile Fransa arasında bir sorun yok. İngiltere perde arkasında ABD’ye tam destek veriyor. Krizi yaratan onlar. Türkiye ise öncelikli olarak İran’dan gelen göçleri yönetecek. Şu anda ABD ile İran arasındaki krize çok fazla müdahale etme şansı kolay olmaz. Nedeni ise her şeyden önce İran’da yaşayan Türkler var. Bu Türkler öncelikle Azerbaycan ve Türkiye’ye gelmek isteyeceklerdir. Bu konuya dikkat etmek gerekiyor.”

Kaynak Yeniçağ: ABD hesaplaşmak için tankeri bahane edecek!

Salih Gamsız ve Ali Poyraz Gürson’un hazırladığı “Büyük Güçlerin İran Planı” adlı çalışması Detay Yayıncılık’tan çıktı.

 

İran ile ABD arasında art arda yaşanan krizler iki ülke arasındaki ipleri kopma noktasına getirdi. ABD Son olarak Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nda İran’a ait bir insansız hava aracını düşürdüklerini açıklamıştı.

Peki çatışmalar ve iç karışıklıkların sona ermediği Orta Doğu, yeni bir silahlı çatışmaya mı hazırlanıyor?

Salih Gamsız ve Ali Poyraz Gürson, hazırladıkları çalışmalarında ABD yönetiminin başta Ortadoğu olmak üzere bölgedeki enerji kaynaklarına hükmetme arzusu sonucunda İran ile hesaplaşmanın zamanının geldiğine inandığını belirtti. Kitapta, İran ile ABD arasındaki gerginliğin dünya ekonomisini nasıl etkilediği, dünyanın süper güçlerinin İran ve bölgedeki güç mücadelesinin arka planı ele alındı.

Gamsız ve Gürson, ABD ile İran arasındaki artan gerginliğin ve ABD yaptırımlarının sonucunda İran’da kalmaya ve İran’dan ayrılmaya karar veren uluslararası şirketlerden de bahsetti. Bu çokuluslu şirketlerin yaptırımlar ve bölgedeki kriz sonucunda aldığı kararlar, İran ekonomisine etkileri de sıralandı.

İşte İran’da kalmaya ve İran’dan ayrılmaya karar veren şirketlerin anlatıldığı o kısım:

“ABD Maliye Bakanlığı, İran’da kalma niyetini ifade eden veya bugüne kadar gerçekleştirdikleri eylemlere dayanarak büyük olasılıkla görünen bazı büyük şirketleri belirledi. En önemli AB merkezli şirket, ABD’nin İran’da yaptırımlarına rağmen söz verdiği Renault’tur. 15 Haziran 2018 tarihinde Şirket bu açıklamayı doğruladı, ancak şirketin CEO’su temmuz ayı sonunda şirketin operasyonları askıya alma olasılığının yüksek olduğunu söyledi. Bu nedenle, Renault’un pazardaki varlığını koruyabilmesine rağmen, İran pazarından ayrılacağını düşünüyoruz. Avusturya’nın OMV’si de ilk karar verme kararını tersine çevirdi.

Yaptırımlar gıda ve ilaç için geçerli olmadığından, İsviçre’nin Nestle operasyonlarına devam edecektir. British Airways ve Air France-KLM, İran’a hizmet vermeyi reddederken, Lufthansa, yaptırımlarla çatışmaya girmeyen uçuşlarına devam edecek. Ayrıca, Çin, Rusya ve Türkiye, İran’da kalabilecek 19 firmanın 10’unu oluşturuyor. Çin’in CNPC’si, Güney Pars doğalgaz sahasının milyonlarca dolarlık genişlemesini, Fransa’nın ülkesinden ayrılan Total’ın çoğunluk hisselerini satın alarak artıracağını düşünüyor. Bu arada Sinopec, İran ham petrol ithalatına devam etmeyi planlıyor. ABD’nin JCPOA’dan çekilmesinden iki ay sonra, Çin demiryolu devi CREC, Ahvaz’da br metro hattı inşa etmek için bir anlaşmaya vardı. Diğer Çinli firmaların da İran pazarından çıkmasını beklemek için çok az sebep var. Kremlin kontrolündeki enerji şirketlerinden Gazprom ve Rosneft’in, İran petrol bakanlığıyla 10 milyar dolara mal olan projeler için pazarlık yaptıkları bildiriliyor.

Türkiye’nin tek petrol rafinerisi olan TÜPRAŞ’ın ithalatı İran’dan azalacak, ancak sona ermeyecektir. Çin, Rusya ve Türkiye dışında sadece altı Avrupa ve bir Asya firmasının yaptırımlara direnmesi muhtemel görünüyor. Avusturya’nın petrol ve gaz kompresörleri üreticisi LMF, Alman pompa ve vana üreticisi KSB de İran’da faaliyet göstermeyi hedeflediğini belirtti. İtalya’nın Saipem’i İran’da petrol, gaz ve petrokimya sektörerinde aktif olarak projeler aramakta ve bu durumun gitmeyi planlamayacağını göstermektedir. Denikon, temmuz ayında Çin’in Sinosteel ile birlikte güneş enerjisi santralleri inşa etmek için bir mutabakat muhtırası imzaladı. İran’In Khuzestan vilayetinde Keranj petrol sahasını geliştirmek için bir anlaşma imzalayan Londra merkezli Pergas grubu da kalmaya hevesli görünüyor. Buna ek olarak, İsviçre demiryolu şirketi Matisa’Nın CEO’su, firmasının ‘ABD yaptırımlarından bağımsız olarak faaliyet göstermeye devam edeceğini’ söyledi. Singapur’daki Hyflux, İran’da ikinci bir tuzdan arıtma tesisi kurmak için temmuz ayında bir niyet mektubu aldı.

İRAN’DAN AYRILMAK İÇİN KARAR VERENLER

İran’dan derhal ya da ABD’nn yaptırımlarından feragat ettiklerini açıklayan uzun bir firma listesi var. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Boeing, Honeywell, Dover ve General Electric gibi Amerikan şirketleri de buna uymayı planlıyor. Fransız petrol devi Total, talep ettiği feragatnameyi almadı. Toplam, New York’ta çapraz listelendiğinden, ABD’nin doğrudan denetimi altındadır ve daha önce bir İranlı yetkiliye rüşvet vermekle cezalandırılmıştır. İran’ın otomobil imalat sanayisinin uzun süredir ortağı olan Fransız otomobil üreticisi PSA/Peugeot da İran’dan çıkıyor. Airbus ABD yetkililerinden feragat etmek isterken, böyle bir feragatnamenin verileceği ihtimal neredeyse sıfırdır. Air France-KLM Group, ticari açıdann yaşanabilirlikten kaçınarak, eylül ayında İran destinasyonlarına hizmet vermeyi durduracağını açıkladı. Büyük Alman firmaları da çıkışa gidiyor. Daimler ağustos ayında faaliyetleri askıya aldı ve Volkswagen, yaptırımlarla uyumlu olacağını belirtti. Deutsche Telekom ve Deutsche Bahn, İran’daki projelerini iptal ettiler. Raporlar, BASF yan kuruluşu Wintershall’ın da yeni projeler peşinde olmayacağını gösteriyor. Siemens’in İranlı şirketlerle birkaç anlaşması vardı, ancak İran’daki mevcut işini sarstı ve yeni anlaşmalar imzalamayacak.

Konteynır hattı Hapag-Lloyd, İran işini yeniden ölçeklendirirken, sigortacı Allianz, asgari olarak tarif ettiği İran işini devretmeye hazırlanıyor. İtalyan petrol devi Eni, İran’dan petrol alım sözleşmesinin 2018 sonuna kadar sona ermesini beklediğini açıkladı. Danimarkalı nakliye şirketi Maersk-Moller ve Danske Bank, İran’dan ayrılacağını açıkladı. Finansal sektörde Avusturyalı Oberbank ve Belçikalı KBC, İran’la ilişkileri kopardı. Oberbank 2017 yılında 14 İran bankasıyla 1 milyar avro tutarında bir finans anlaşması imzalamıştı. Volvo Şirketi de İran’daki araç montaj faaliyetlerini durduracağını açıkladı.

En ilginç şirketlerden biri, şu anda askıya aldığı birkaç sözleşme ve anlaşmaya sahip olan Rusya’Nın Lukoil’idir. Rus yetkililerin tereddütleri ABD yaptırımlarının uzun menzilli olacağını gösteriyor. Hintli yetkililerin İran’la iş yapma konusundaki kamu desteğini almasına rağmen, Hint rafinerileri zaten operasyonları hızlandırıyor. Ülkenin en büyük İran petrolü alıcılarından biri olan Nayara Enerji, İran ham petrol ithalatını, Kasım ayına kadar bitirmeyi planlarken, Reliance Industries İran’dan daha fazla petrol ithal etmeyeceğini söyledi. İleriye bakıldığında, ABD, İran’la çalışmaya devam etmek için hükümetin baskı yaptığı Hindistan bankalarının verdiği kararları yakından izlemeli.”

Odatv.com

The University of Trento leads the ranking of Italy’s state universities. The news was published in La Repubblica by Censis, which has been compiling for almost twenty years a well-known ranking that is used as a guide for prospective students.

After some years in which it placed second or third, UniTrento left its competitors behind and earned the top position among medium-sized universities (those with 10,000 to 20,000 students) preceding Siena and Trieste.

With 97/110, it has achieved the best score across all categories, which make it the best university in Italy.

UniTrento therefore is ahead of some technological universities (politecnici) and of large and prominent state universities like Bologna and Sapienza University in Rome.

Of the six indicators considered, two were crucial for the result achieved by UniTrento in the 2019-2020 ranking: “internationalization” (104 points) and “digital communication and services” (103 points).
However, it scored well in the category of study grants (98) and facilities (98) too.

A new indicator, “employability”, was adopted this year to measure (in percentage points) the participation in the labour market by master graduates of 2017, one year after their graduation. The University of Trento placed well in this case, too (93/100).

Together with a general overview of each university, Censis also published a teaching ranking, in which Trento obtained good positions. In the ranking of five-year master’s programmes, UniTrento is first with Law (101.5), and thirteenth with Construction engineering-Architecture (83).

In the ranking of undergraduate degrees, it leads in the areas of Computer science and Information and communication technologies (108), Science (100, with Physics, Mathematics and Biology), and Social and political science and communication (106.5, with Sociology, International Studies and Social Work); it is second in the area of Psychology and cognitive science (110, same score as Bologna), fourth in Economics (103), fifth in Languages (105) and seventh in Literature and humanities (92). UniTrento is 18th in the area of Civil engineering and Architecture (83), 20th in Industrial Engineering and Information Engineering (89.5), 28th in Arts and design (81.5, this area includes arts and music).

Great placements for the University’s master’s degrees: first place for Psychology and Cognitive Science (110), second for Computer Science and Information and communication technologies (103), sixth for degrees in the area of Economics (89), eighth for those in the area of Political and social science and communication (91.5), ninth for Literature and humanities (94.5), tenth for Science (90), eleventh for Architecture and Civil engineering (80).

Rector Paolo Collini welcomed the news with satisfaction: “The top place among medium sized universities with the highest score of all Italian universities confirm the great quality of the University of Trento in this ranking. The data demonstrate the quality of the work that we have been doing for years, in line with the evaluations performed by official agencies like Anvur (Italian National Agency for the Evaluation of the University and Research Systems) and other research organizations that compile rankings. Ours is a consolidated position in the Italian academic context, which proves that the University of Trento is one of the best places to study and do research in Italy, if not the best. And we can also compete with the best European universities thanks to the opportunities that we give to our students. I would like to thank the academic community and the staff of the University for their excellent work: there is no doubt that this achievement is the result of a collective effort over a long period of time”.

For detailed information on the ranking visit the website of Censis.