Pusula Gençlik ve Düşünce Derneği ‘Gündem Söyleşisinde ‘ Gönül ve Mazlum coğrafyalarda ‘Türkiye Gönül ve Kutup Yıldızıdır ‘ diyerek konuşmasına başlayan Okan Üniversitesinden Prof.Dr. Ali Poyraz Gürson geçmişte Kocaeli Üniversitesinde görev yaptığını ve Türkiye’nin Dış Politikası tezlerinin uluslararası platformlarda savunulması ile ilgili çalışmalar yaptığını belirterek, ‘ Dünya gündemi ile ilgili yazdığım kitap ve makalelerde TÜRKOSFER kavramını öne çıkarıyorum. Bölgesinde ordusuyla ekonomisiyle diplomasisiyle güçlü bir ülke olan  Türkiye’nin önemi Ukrayna savaşında başta tahıl ve enerji konusunda anlaşıldı.Türkiye’nin arabulucuğu ile barış görüşmeleri ve  ateşkesin gerçekleşmesi çok önemlidir. Savunma alanında Milli sanayimizdeki gelişmeler ard arda açıklanan yenilikler kendi silah ve mühimmatlarımızı yapmamız büyük başarıdır öyle görünüyor ki devamı da gelecektir.Türkiyenin enerji ve diğer alanlarda yaptığı hamleler Suriye ve İsrail’le ile ilişkiler KTTC’nin tanınması hepsi Türkiyenin Jeopolitiğinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Cumhurbaşkanımız Sn.Recep Tayyip Erdoğan’nın açıkladığı Cumhuriyetimizin 100.Yılında Dış Politikada yeni hamleler ve müjdelere gelecektir’ dedi. ‘Gündem Söyleşileri’ konferansında Pusula Derneği Üyeleri ve gönül dostları Prof.Gürson’la sorularla katılımlı bir sohbet gerçekleştirildi. Türkiye’nin Doğu Avrupa ve Balkan Politikaları ve hamlelerini destekleyen Prof.Gürson’a Pusula Gençlik ve Düşünce Derneği Başkanı Savaş Akpolat, Gündem Söyleşisinin konuşmacısı Okan Üniversitesinden Prof.Dr. Ali Poyraz Gürson’a anı plaketi takdim etti. Konuklar Konferans sonunda hatıra fotoğrafı da çektirdi.

 

Türkiye, 11 yıl aradan sonra ilk defa Suriye ile resmi düzeyde bir görüşme gerçekleştirdi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan, Moskova’da Rusya ve Suriye Savunma Bakanları ile bir araya geldi.

Bu buluşma Ankara ile Şam arasında Suriye’deki iç savaştan sonra yapılan ilk diplomatik görüşme oldu.

Yapılan görüşmenin tekrarının yapılması için mutabık kalındı.

Üçlü görüşmeye ilişkin Bakan Akar yaptığı açıklamada “Toplantıda Suriye ve bölgedeki durumun bir an önce olumlu yönde gelişmesi, sulhun, sükunun, istikrarın sağlanması için neler yapılabileceğini görüştük” dedi.

Suriye: Görüşme olumlu geçti

Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas, mevkidaşı Akar arasında gerçekleşen görüşmenin olumlu geçtiğini belirtti.

Bakan Abbas sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda “Bugün Rusya’nın başkenti Moskova’da, Rusya tarafının katılımıyla, Suriye Savunma Bakanı ile Suriye İstihbarat Başkanı ve Türkiye Savunma Bakanı ile Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı arasında bir görüşme gerçekleşti. Taraflar bir dizi meseleyi değerlendirdi. Görüşme olumlu geçti” ifadesine yer verdi.

Uzun yıllar sonra Ankara-Şam arasında görüşmenin gerçekleşmesi bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

“Kardeş olmaya mecburuz

Kimi siyasetçiler görüşmeyi olumlu karşılarken, kimileri de “neden çocuklarımız Suriye’de şehit oldu ve bu kadar sığınmacıya baktık” şeklinde eleştirilerde bulundu.

Görüşmeyi son derece olumlu bulduğunu kaydeden eski Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel, “Türkiye-Suriye-Rusya arasında Savunma Bakanları düzeyinde yapılan görüşme, son derece olumlu ve önemli bir gelişmedir. 2016’da Şam’da bana Esad’ın söylediği ‘kardeş olmaya mecburuz’ sözünün doğruluğunu herkesin kabul ettiği bir aşamaya gelmemiz sevindiricidir” ifadelerine yer verdi.

 

 

“O halde çocuklarımız Suriye’de neden şehit oldular?”

İYİ Parti İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray ise görüşmeye sert tepki göstererek “O halde çocuklarımız Suriye’de neden şehit oldular? Bu kadar sığınmacıya neden baktık? MSB Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan, Moskova’da Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ile görüştü” paylaşımında bulundu.

“Ülkeye kaybettirmenin hesabını kim verecek?”

Görüşmenin zamanlamasına tepki gösteren bir diğer isim de CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak oldu.

CHP’li Toprak, “Aylardır ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ diyenler şimdi Putin’in Moskova’da kurduğu Suriye Masası’nda! 11 yıl ‘Esad’la diyalog’ çağrımıza kulak tıkayanlar, ülkeye kaybettirilen milyarlarca #dolar’ın-şehitlerin-81 İl’e dolan milyonlarca Suriyelinin hesabını bu millete verecekler!” dedi.

 

 

İki ülke arasında yıllar sonra bakanlar düzeyinde görüşmenin olumlu sonuçlanacağını şimdiden söylemek zor ama Suriye’de geçen hafta yaşanan bir gelişme çok dikkat çekiciydi.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad, 21 Aralık 2022 tarihinden önce işlenen suçlar için genel af sağlayan kanun hükmünde bir kararname çıkardı.

Kararnameye göre ülkedeki kaçak konumdaki suçluların 3, yurtdışındakilerin ise 4 ay içinde teslim olmaları halinde hapis cezasından muaf tutuluyor.

Esad’ın çıkardığı kararnamenin Türkiye’deki Suriyelilerin dönmesi için mi çıkarıldı yoksa daha öncekiler gibi normal bir af mıydı, bunu zaman gösterecek.

Peki Türkiye-Suriye hattında bundan sonra ne olacak? İlişkiler düzelip mülteciler geri döner mi?

Uzmanlar, konuyu Independent Türkçe’ye değerlendirdi.

“Savunma bakanları, işin güvenlik boyutunu ön plana çıkarıyor”

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, müzakerelerin başlamasının yerinde bir gelişme ve zamanlamasının doğru olduğunu söyledi.

 

Hüseyin Bağcı
Hüseyin Bağcı / Fotoğraf: SDE

 

Görüşmenin savunma bakanları üzerinden yürütülmesinin işin güvenlik boyutunu ön plana çıkardığını kaydeden Prof. Dr. Bağcı, “Bu özellikle ortaya çıkan güç boşluğu ve sınır güvenliği gibi konuları başta olmak üzere, yani PYD ve PKK’ya karşı ortak bir tavır içine girileceğini gösteriyor” diye konuştu.

“Büyük oranda insanların geri dönebileceği bir süreç yaşanacak”

Son dönemlerde PYD’nin devlet kurma fikrinden vazgeçtiğini, daha fazla haklar edinmek için esneklik istediğine değinen Bağcı, “Yani otonomi filan değil, tamamen merkeze bağlı kalmak istiyorlar” dedi ve ekledi:

Türkiye açısında Suriye ile görüşmek başta mültecilerin geri gönderilmesinde yargı güvencesi alınması önemli. Burada Rusya kolaylaştırıcı bir rol oynuyor. ‘Onurlu geri dönüş’ bu bizim Türkiye’nin kullandığı bir kavram ama büyük oranda insanların geri gönderileceği bir süreç yaşanacak, bunu söyleyebilirim. Eğer süreç devam ederse. Bu bir başlangıç. Hemen oldu-bitti gibi bir hisse de girmemek lazım. Buna süreç yönetimi diyoruz. Türkiye’de de seçimler var. Hükümet değişirse geri gönderme politikası devam edecektir. Belki de daha rahat olacaktır, bunu zaman gösterecektir. Önümüzdeki birkaç ay içerisinde eğer Esad ile Erdoğan bir araya gelmeyi başarırlarsa ki kolay beklemiyorum onu o zaman durum daha hızlanabilir.”

“Belki de İran olmadan bir çözüme gidiliyor”

Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson da görüşmeyle Türkiye’nin Suriye ile birlikte PYD’ye yönelik bir oluşumun başlangıcı olacağı görüşünde.

 

Ali Poyraz Gürson
Ali Poyraz Gürson / Fotoğraf: Twitter

 

Ankara’nın 30 kilometre derinlikteki sınır güvenliği ve göçle ilgili hassasiyetlerine değinen Prof. Dr. Gürson, “Buna yönelik çözümlerde belki de İran olmadan bir çözüme doğru gidiliyor. Belki bu hemen olmayabilir, çünkü İran bölgede çok etkili. İran, Suriye ve Hizbullah’ı birlikte değerlendirmek gerekiyor ama ideolojik anlamda İran’daki rejim çökmeye başladığı için bölge boşluk kaldırmayacaktır” yorumunda bulundu.

“Diplomaside Rusya ile yeni bir dönem başladı”

Türkiye’nin kuvvet, zaman ve mekan stratejisinden geri adım atmadan hem yurt içinde hem de yurt dışında teröre kalıcı darbeyi Rusya ile birlikte aldığı kararla vuracağını aktaran Gürson, devamında şunları kaydetti:

Bunu kara harekâtı mı, yoksa özel kuvvetler ve ÖSO ile birlikte İHA’larla desteklenmiş bir harekat mı onu zaman gösterecek. Dolayısıyla burada Rusya’ya da ABD’ye yönelik daha derinlikli hedefleri göstererek veya ittirerek diplomasiyle bir sonuç alınabilir, çünkü Ruslar diplomaside son derece başarılı ki 2022 yılı tüm dünyada casuslar yılı olarak geçti. Bunu atlamayalım. Diplomaside Rusya ile olan ilişkilerimizde yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.”

“Ankara, Suriye’nin bütünlüğü konusunda ittifak peşinde”

Ortadoğu Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Levant Çalışmaları Koordinatörü ve Suriye uzmanı Oytun Orhan ise Türkiye ve Suriye ilişkilerinde bu tarz kritik gelişmelerin yaşanacağına dair işaretlerin daha önce Erdoğan tarafından verildiğini hatırlattı.

 

Oytun Orhan
Oytun Orhan / Fotoğraf: Twitter

 

Ankara ve Şam arasında güvenlik düzeyinde de görüşmelerin kamuoyunca bilindiğini kaydeden Orhan, “Bunu hem sürpriz sayılabilecek hem de bir taraftan da belli bir arka plana dayanan uzunca bir süredir taraflar arasında sürdürülen bir diplomasinin sonucu olarak görmek gerekir” dedi.

Türkiye’nin görüşmeyle YPG ile mücadele ederek Suriye’nin birliği ve bütünlüğünün korunması konusunda Şam rejimi ile ittifak sağlamak istediğini dile getiren Orhan, “İkinci olarak da Türkiye’de yaşayan ve sayıları 3 milyon 500’i geçen mültecilerin geri dönüşünün sağlanmasıdır. Zira bu Şam’ın işbirliği ve vereceği güvenlik garantileriyle sağlanabilir” ifadelerine yer verdi.

“Suriyelilerin dönüşü uzun bir zaman alacak”

Rusya arabuluculuğuyla doğrudan ve siyasi düzlemde başlayan görüşmelerde kısa vadede bir sonuç beklemenin gerçekçi olmayacağının altını çizen Orhan, sözlerini şöyle tamamladı:

Özellikle Suriyeli mültecilerin geri dönüşü konusunda kısa vadede somut adımların atılmasını beklemek çok gerçekçi değil. Buna bir süreç olarak bakmak gerekir. Süreç içerisinde Ankara-Şam arasındaki bu güven bunalımının aşılmasına dönük güven artırıcı önlemler atılacaktır. Bu ortamın sağlanması ve belli konularda anlaşılmasına müteakip Suriyeli mültecilerin geri dönüşü konusunda da bir yol haritası ortaya çıkacaktır. Ama en iyi ihtimalle bütün diğer faktörler olumlu seyretse bile Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşü uzunca bir süre alacaktır diye düşünüyorum.”

Türkiye’ye yönelik Afganistan, Suriye, Orta Asya ve Afrika ülkelerinden yaşanan göç sonrasında, göç ile gelen sığınmacılara yönelik eleştiriler artarken, Türkiye’nin sığınmacılar konusunda alması gereken önlemler üzerine çözüm önerileri de devam ediyor. Okan Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Poyraz Gürson, dünyada ikinci kavimler göçü denebilecek ölçüde büyük göçlerin olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye’ye yönelik göçlerin yönetimi çok önemli. Türkiye, göç sorununu çözebilmek için sadece yerel değil, küresel ölçekte düşünmesi gerekiyor. Türkiye’yi yönetenlerin burada dikkatli olması gerekir. Entegrasyon politikalarının, gettolaşmanın önlenmesi ve küresel ölçekli bir milli planın uygulanması şart. Bu üç unsuru birlikte götürülmesi gerekiyor Türkiye’nin” dedi.

İran’da magma tabakasının yarılması gibi bir yarılma olduğuna dikkat çeken Gürson, şöyle dedi:

“İran’da rejim ideolojik olarak sarsılıyor. Bir milletin kendi milli marşını söylememesi demek büyük bir kırılmanın işareti. İran’ın toplumsal, ekonomik ve rejim açısından sorunları büyük. Türkiye artık İran rejiminin önümüzdeki günlerde zayıflaması ile birlikte yeni bir göç dalgasına da hazırlık yapmak durumunda. İran’dan gelecek insanalar yönelik bir çözüm üretilmeli. Afganistan’dan gelenlere yönelik de bir çözümün hayata geçirilmesi gerekiyor. En kritik yer Suriye’nin İdlib bölgesi. İdlib pandoranın kutusu. Öyle anlaşılıyor ki bu bölgede Türkiye’nin operasyon yapması büyük olasılık. Önümüzdeki günlerde bunu görebiliriz. İran’daki yarılmanın ardından çıkacak göç sorununa çözüm bulmak ayrıca Suriye’deki bölgelere yönelik güvenli bölge oluşturarak sığınmacı soruna komşu ülkeler bazında çözüm bulunması gerekiyor.”

 

Türkiye’nin göç sorunu sadece demografik yapının korunması olarak algılamaması gerektiğine işaret eden Gürson, “Türkiye’nin göç aldığı ülkeler nezdinde büyük bir eko sistem oluşuyor. Yani yeni Türk yüzyılı ve yeni Türk jeopolitiği oluşuyor” tespiti yaptı. Gürson, “Burada emperyalist bir mantık, sömürgeci bir anlayış söz konusu değil. Malaga boğazından, Babül Mendep boğazına, Orta Asya’dan Atlantik okyanusuna kadar büyük bir coğrafyada Türk ekosistemi oluşuyor. Tüm bu coğrafyanın merkezi Türkiye. Bu da zaten yeni yüzyılda yeni Türk jeopolitiğine işaret ediyor. Türkiye’nin etki alanında olan bu yeni eko sistem Türkiye’nin yeni jeopolitiği. Türkiye bu geniş coğrafyada bulunan bütün ülkelerin merkezi ve bu ülkelerin gözü Türkiye’de. Türkiye’nin atacağı adımları takip ediyorlar. Bu yeni eko sisteme göre uluslararası politikalar üretmek ve Türkiye’ye gelen sığınmacılara yönelik olarak entegrasyon politikalarını doğru bir şekilde hayata geçirmek Türkiye’nin önüne büyük jeopolitik fırsatlar sunacak” dedi.

Türkiye’ye gelen sığınmacıların iklim kuşaklarına göre paylaştırılması gerektiğini de ifade eden Gürson şu ifadeleri kullandı:

“Örneğin İran’dan gelecek olası sığınmacılar ile Afganistan’dan gelenleri Doğu Anadolu Bölgesi’nde, güney komşularımızdan gelenleri Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde tuttuktan sonra, orada entegre ettikten sora büyük şehirlere göndermemiz gerekiyor. Türkçeyi konuşmaları, Türk toplumunun içinde yaşamayı öğrenmeleri sağlandıktan sonra büyükşehirlerde yerleşme olanakları tanınabilir. Bu entegrasyon politikalarında önemlidir. Gerisi zaten Türkiye’ye yeni bir Türk jeopolitiği sunan fırsattır. Bu fırsatta değerlendirilirse Türkiye küresel ölçekte sözü geçen bir ülke konumuna gelebilecektir. Dağılan bir AB var, NATO ise Türkiye’nin üzerine Yunanistan’ı kışkırtabilir. Bunlar önümüzdeki dönemin olası senaryoları. Yunanistan, Türkiye’ye hamle yapamaz, Türkiye’yi kuşatamaz. NATO içinde Yunanistan’ın Türkiye’ye her hamlesi Türkiye’yi güçlendiriyor. NATO içinde güçlü bir Türkiye, AB’ye teslim olmayan bir Türkiye, Rusya-Çin, ABD arasındaki ünümüzdeki dönemde Türkiye’yi kilit ülke yapacaktır.”

Türkiye-Yunanistan ilişkileri karşılıklı açıklamalarla bir kriz döneminde. İki ülke arasındaki en büyük sorunlardan biri olan Doğu Ege adalarının silahlandırılmasını Yunanistan kendi savunma hakkı olarak görüyor.

Yunanistan’ın Lozan ve Paris antlaşmalarından doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirten Türkiye’den ise en sert açıklama geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi.

Erdoğan, Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki adalarını silahlandırdığını belirterek, “(Atina’yı) Aklını başına alması konusunda ikaz ediyoruz” dedi.

Peki bu gerginliğin varabileceği noktalar neler? Ya da mevcut tablo yeni bir Kardak benzeri kriz yaratır mı?

Türkiye’deki yönetime yönelik özellikle demokrasi açısından eleştirilerin olduğu bir dönemde, ABD’de liberal Başkan Biden’ın iktidarda olmasını da bir fırsat olarak kullanan Yunanistan, kendi iddialarını meşrulaştırma çabasında.

Doç. Dr. G. Pınar Erkem
İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. G. Pınar Erkem, Yunanistan’ın kendi iddialarını meşrulaştırma çabası içinde olduğunu söylüyor.

Doç. Dr. G. Pınar Erkem, Türkiye’nin ise Ege’deki haklarını, geleneksel dış politikasına uygun şekilde koruma gayreti içerisinde olduğunu düşünüyor.

”Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan sorunlar, iki ülkenin ilişkilerinin temel anlaşmazlık noktalarında gerçekleşmekte, bu bakımdan bir yenilik yok, fakat Yunanistan’ın konuyu uluslararası toplumun gündemine getirmesi ve bu düzlemde konjonktürün Türkiye aleyhine olması Türkiye açısından dezavantajlı olduğu bir durum yaratıyor. Türkiye’nin geleneksel olarak politikası karşılıklı müzakere ile iyi niyete dayalı bir şekilde sorunu çözmek iken, Yunanistan özellikle AB üyeliğini kullanarak ve uluslararası lobi gücünü arkasına alarak bir çözüme ulaşma yanlısı. Kıbrıs konusunda da aynısını yaptığına şahit olmuştuk, Kıbrıs sorununu Türkiye ile Yunanistan arasında bir sorun iken bir AB sorununa dönüştürdü. Ege sorununda da aynı politikayı izlediğini görüyoruz. Yunanistan’ın bağımsızlığından itibaren büyük güçlerin desteğini alarak sorunlarını çözme politikasının yeni bir perdesini izliyoruz. Türkiye’deki yönetime yönelik özellikle demokrasi açısından eleştirilerin olduğu bir dönemde, ABD’de liberal Başkan Biden’ın iktidarda olmasını da bir fırsat olarak kullanan Yunanistan’ın, kendi iddialarını meşrulaştırma çabasında olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin ise Ege’deki haklarını, geleneksel dış politikasına uygun şekilde koruma çabasında olduğunu görmekteyiz.”

Kardak benzeri bir kriz yaşanması ihtimali yok değil, özellikle Yunanistan’ın sert söylemleri ve uluslararası desteği yanına almadaki başarısı göz önünde bulundurulursa, Türkiye izleyici kalmak yerine söylemlerindeki ciddiyetini göstermek için bu sefer sonuna kadar gidebilir.

Doç. Dr. G. Pınar Erkem
İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

İki ülke söylemlerinin son dönemlerde giderek sertleşmesini ise seçim öncesi döneme bağlıyor Doç. Dr. G. Pınar Erkem.

”Amaç milliyetçi duyguları ateşleyerek iktidarın oylarını konsolide etmek” diyen Erkem, Kardak benzeri bir krizin yaşanabileceği görüşünde.

”İki tarafın da söylemlerinin sertleşmesi, seçimlerin yakın olduğu dönemde komşuyla çatışmanın gündeme getirilmesi ile milliyetçi duyguların ateşlenerek iktidarların oylarını konsolide etme çabası olarak da görülebilir. Bu açıdan bakıldığında dış krizler iç politika malzemesi olarak seçim öncesi dönemlerde sık kullanılır. Bunun önündeki tek engel uluslararası alandaki etkileri ve özellikle ABD gibi etkili aktörlerin tavırları olacaktır. Kardak benzeri bir kriz yaşanması ihtimali yok değil, özellikle Yunanistan’ın sert söylemleri ve uluslararası desteği yanına almadaki başarısı göz önünde bulundurulursa, Türkiye izleyici kalmak yerine söylemlerindeki ciddiyetini göstermek için bu sefer sonuna kadar gidebilir. Dış politikada caydırıcılık söylemlerle yaratılamıyorsa belli bir noktaya kadar aksiyon alınması da söz konusu olur, fakat burada kar zarar hesabının iyi yapılması gerekir.”

Türkiye, Ege’de hapsedilme tehdidini bertaraf etmek için nasıl bir yol izlemeli?

Yunanistan karasuları 6 mil, Ege denizinin yüzde 40’ı Yunanistan’a ait.

Ve eğer Yunanistan karasuları 12 mile çıkarırsa, yüzde 70’i Yunanistan’a ait olacak ve Türkiye yüzde 10’undan daha az bir bölgeye hapsedilecek.

Türkiye’nin, Ege gibi yarı kapalı sayılabilecek bir denizde 12 milin uygulanamayacağına dair ısrarının devam etmesi gerektiğinin altını çiziyor Doç. Dr. G. Pınar Erkem.

”Yunanistan, BM Deniz Hukuku Sözleşmesini örnek göstererek 12 mil iddialarında bulunuyor ve bunun uluslararası hukuka göre hakkı olduğunu iddia ediyor. Öte yandan Türkiye, Ege gibi yarı kapalı sayılabilecek bir denizde 12 milin uygulanamayacağını, iki tarafın da haklarını koruyacak şekilde bir düzenlemenin iki tarafın görüşmeleriyle, uzlaşı ile sağlanması gerektiğini savunuyor. Türkiye’nin bu politikasında ısrarcı olması ve bunu uluslararası topluma ikna edici şekilde anlatması şart, ki şu an bu yapılmaya çalışılıyor.”

Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde Avrupa Birliği’nin bir denge politikası izlemediğine dikkat çeken Doç. Dr. G. Pınar Erkem, Yunanistan ve Kıbrıs AB üyesi iken Türkiye dışarıda bırakılmasını örnek olarak gösteriyor.

”AB’nin denge politikasından şu an bahsedebileceğini düşünmüyorum. AB zaten böyle bir denge politikası izlemiyordu zira Yunanistan ve Kıbrıs AB üyesi iken Türkiye dışarıda. Üstelik Türkiye AB ile ilişkilerinde demokrasi ve insan hakları alanındaki sorunları nedeniyle oldukça kötü bir dönem geçiriyor. Ortaklık ve adaylık statüsü nedeniyle, AB ile ilişkileri iç politikadan bağımsız değerlendiremeyiz.”

”ABD ile ilişkiler Yunanistan ile yaşanan sorunda ABD’nin bir uzlaştırıcı güç olarak ortaya çıkmasını zorlaştırıyor”

Benzer bir durumun Türkiye-ABD ilişkileri açısından da geçerli olduğunu düşünüyor Erkem.

Doç. Dr. G. Pınar Erkem’e göre her ne kadar Türkiye’nin Ukrayna savaşında izlediği politika takdir kazansa da Yunanistan’ın, ABD’deki lobisinin gücü bu ülkeyle olan sorunlarda Türkiye’yi zora sokuyor.

Yine Türkiye’nin Suriye’de izlediği politika da ABD ile ilişkileri geren bir diğer nokta.

İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. G. Pınar Erkem’in aktarımına göre; tüm bu faktörler göz önünde bulundurulduğunda, ABD ile ilişkiler Yunanistan ile yaşanan sorunda ABD’nin bir uzlaştırıcı güç olarak ortaya çıkmasını zorlaştırıyor.

”Türkiye’nin ABD ile ilişkilerine bakıldığında ise, Başkan Biden’ın demokratik değerlere oldukça bağlı bir liberal lider olduğunu görüyoruz. Bu nedenle ABD-Türkiye ilişkileri açısından da olumlu bir dönemde olunduğundan bahsetmek zor. Ukrayna savaşında izlediği politikayla Türkiye pozitif tepkiler almış olsa da Yunanistan’ın ABD’deki lobisinin gücü bu ülkeyle olan sorunlarda Türkiye’yi zora sokuyor. Türkiye’nin Suriye’de izlediği politika da ABD ile ilişkileri geren bir diğer nokta. Tüm bu faktörler göz önünde bulundurulduğunda, ABD ile ilişkiler Yunanistan ile yaşanan sorunda ABD’nin bir uzlaştırıcı güç olarak ortaya çıkmasını zorlaştırıyor. Soğuk Savaş parametrelerinde ABD, NATO’nun güneydoğu kanadını oluşturan ülkeler olarak Türkiye ile Yunanistan’ın iyi geçinmesini küresel bir strateji olarak benimsiyor ve destekliyordu. Fakat şu an küresel parametreler aynı değil, ABD’nin ilgisi Rusya’dan çok Çin’e kaymış durumda. Türkiye ise tam bir ABD müttefiki olmaktan çok Rusya ve ABD arasında denge arayışında olan bir pozisyon sergiliyor. Bu durum ABD’nin Yunanistan’ı destekler bir duruş almasına daha elverişli bir ortam yaratıyor. Bu nedenle Türkiye daha da aktif bir diplomasi gerçekleştirme zorunluluğu içerisinde; argümanlarını uluslararası topluma doğru şekilde anlatabilmesi gerekiyor.”

ABD’nin Ukrayna-Rusya arasındaki ilişkileri takip ettiği bir dönemde Yunanistan, ABD’den aldığı talimatla Rusya’ya karşı Ege’de yeni bir cephe oluşturuyor. İşin özü budur.

Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson
Okan Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Okan Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson ise iki ülke arasındaki bu krizin büyümeyeceği yorumunda bulunuyor.

”ABD’nin Ukrayna-Rusya arasındaki ilişkileri takip ettiği bir dönemde Yunanistan, ABD’den aldığı talimatla Rusya’ya karşı Ege’de yeni bir cephe oluşturuyor. İşin özü budur. Dolayısıyla Biden’ın seçimdeki kozu Batı’da kendisini emniyete alıp, Doğu’ya odaklanmak. Rusya’nın lehine döndüğünde Ukrayna savaşı hemen yeni cepheye ilişkin harekete geçtiler. Ama sorunun çok büyüyeceğini değerlendirmiyorum, konjüktür bu.”

”Türkiye-Yunanistan arasında yaşanacak bir çatışmada kazanacak tek ülke Çin”

Türkiye-Yunanistan arasında her ne kadar bir restleşme yaşansa da ABD’nin derin stratejik aklının iki ülke arasında bir çatışmaya izin vermeyeceği görüşünde eski asker Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson.

Okan Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson’a göre böyle bir durumda kazanacak ülkenin Çin olacağı biliniyor.

”Bir restleşme var. Ama hiç ortada olmayan adaların silahlandırılması gündemde tutuluyor. Yunanca’da Anadolu’yu kaybetmek istikameti kaybetmek anlamına gelen bir sözcük var. Dolayısıyla Anadolu olmadan Yunanistan diye bir ülke olmaz. Bununla birlikte adaların varlığıyla Yunanistan turizmde önem kazanabiliyor. O nedenle şu anda ABD’de kongrede etkili olan isimler olabilir ama bir de ABD’nin derin stratejik aklı var. Ve ben bu aklın çatışmaya izin vermeyeceğini düşünüyorum. Çünkü olası bir çatışmada kazanacak tek ülke Çin. Batı cephesinde işler yoğunlaşınca ABD’nin asıl kaymak zorunda kaldığı yeni NATO var. O zaman NATO ile mi savaşacağız? Satılan Rafale Uçağı, dört tane gemi ile Yunanistan bir hava veya deniz üstünlüğü yakalamaz. Bu nedenle nispi bir hava üstünlüğü de elde ettiğine inanmıyorum. Ama burada kışkırtmanın Rusya-Ukrayna savaşı ile ilintili.”

Türkiye, Rodos ve Girit arasındaki faaliyetlerine başlayınca gerilim her zaman artabilir. Ama şu an Türkiye, jeopolitik konumu itibariyle altın bir ülke. Kimsenin Yunanistan’ın hezeyanları ile uğraşacağını düşünmüyorum.

Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson
Okan Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine başlamasıyla iki ülke arasında gerilimin tırmanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson, Türkiye’nin jeopolitik konumunun bu gerilimin daha da büyümesine izin vermeyeceğini belirtiyor.

”Türkiye, Rodos ve Girit arasındaki faaliyetlerine başlayınca gerilim her zaman artabilir. Ama şu an Türkiye jeopolitik konumu itibariyle altın bir ülke. Kimsenin Yunanistan’ın hezeyanları ile uğraşacağını düşünmüyorum. ABD için de gerek enerji arzı, gerek ise İsrail’in güvenliği açısından Doğu Akdeniz’deki tavrı her zamankinden çok daha önemli. Ve jeopolitik açıdan merkezde olan ülkeye herkesin ihtiyacı var. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle dış politikada son derece temkinli adımlar atılıyor. Artı, iktisadi gerçekler de var. Türkiye’nin bir hiperenflasyona gidişi söz konusu. Dolayısıyla bunu sadece biz görmüyoruz, dünya da görüyor. Türkiye’nin imajına zarar veren bir etki var. Ve Türkiye de sadece Türkiye’den ibaret değil. ABD ve İngiltere dünyayı üçe böldüklerinde Batı’da işlerin biraz rayında gittiğini, Doğu’da rayında gidebilecek gibi durduğunu ama merkezde çalkantının devam ettiğini gözlemliyor.”