2017 sonunda AB ülkelerinin 23’ü Parmenent Structured co-operation (Pesco) – yani Kalıcı Yapılandırılmış İş birliği anlaşmasını imzaladılar. 2007 yılında imzalanan Lizbon anlaşmasının çatışmayı önleme ve saldırı altındaki üye devletleri korumayı öngören maddelerine dayanan (42.1, 42.6 ve 42.7) bu anlaşmanın uzun yıllar sonra gündeme gelmesinin arkasında çeşitli itici güçler olduğunu söylemek mümkün olduğunu belirtilen yazıda, “Avrupa ülkelerinin açıklamalarına bakıldığında ana amacın, Ukrayna sorununda ortaya çıkan Rusya tehdidine karşı NATO üzerinden sağlanan Amerikan savunmasının yetersizliğidir. ” ifade edilmesi dikkat çekti.

İŞTE  Doç. Dr. Poyraz Gürson ve Dr. Arda Ercan’IN BİRLİKTE KALEME ALDIĞI YAZI:

AB ülkeleri sınırlarına dayanan tehdide karşı kendi savunma yapılarını tesis etmek istemekle birlikte, İngiltere’nin ayrılık kararının ardından Birliğin dış politika alanında daha etkili politikalar izlemesini sağlamayı amaçlamaktadır. Özellikle Amerika ve Rusya arasında Ortadoğu’da yaşanan güç mücadelesi ele alındığında Avrupa ülkelerinin enerji güvenlikleri açısından hayati öneme sahip bu bölgede bir hayli etkisiz kaldıkları gözlenmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinin doğalgaz ihtiyacının yüzde otuzu Rusya tarafından karşılanmaktadır. Birlik bu bağımlılığa alternatif üretmek için Azerbaycan doğalgazını Türkiye üzerinden taşıma yoluna gitmektedir. Enerji bağımlılığı alternatif rotalar ve yenilenebilir enerji kaynakları ile aşılmaya çalışılırken Amerika ile oluşan güvenlik bağımlığı gündeme gelmiştir. AB üyelerinin gerek Ortadoğu hassasiyeti gerekse post kolonilerinin bulunduğu Afrika kıtasında NATO’nun etkisizliği yerleşik bir Avrupa Ordusunu zorunlu hale getirmiştir. Tüm bu gelişmeler yaşanırken Trump’ın Avrupa ülkelerinin NATO bütçesine yeterince katkı sağlamadığına vurgu yapması, Fransa ve Almanya’nın ortak ordu isteğini canlandırmıştır. Avrupa ülkelerinin bu konuda uzun süre hareketsiz kalmasının en temel nedeni, Avrupa Birliği’nin askeri değil sosyal bir yapılanma olması gerektiği görüşüdür. Ancak NATO’nun daha çok bütçe istemesi, bu çekincenin yerini eğer bir bütçe harcanacaksa kendi ordumuz için harcanmalı düşüncesine bırakmasına yol açmıştır.

Avrupa Birliği ordusuna Türkiye’nin tutumu ise başlangıçta “engelleyici” bir vizyonda olmuştur. Bunun en temel nedeni Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın dahil olduğu bir örgütlenmenin askeri güce erişmesinin sınır güvenliğini tehdit edeceği algısıdır. Zira Yunanistan bu ordunun kurulması ile GKRY’i AB’nin ileri karakol noktası haline getirmeyi arzulamaktadır. Ancak AB’nin tutumu ele alındığında bu ordunun NATO ile rekabet etmekten ziyade tamamlayıcı bir unsur haline getirilmeye çalıştığı görülmektedir. AB ülkeleri NATO ile askeri harcamalar konusunda rekabete girme fikrine karşı çıkmaktadır. Ordunun amacı NATO’nun yerini almak değil, NATO’nun ilgi alanı dışında kalan bölgelerde AB’nin güvenlik kaygılarını gidermek ve dış politika alanında birliğe yeni bir soluk getirmektir. NATO müttefiki olan Türkiye açısından bakıldığında ise, AB ordusu özellikle Ortadoğu’da Türkiye’nin çıkarlarını göz ardı eden Amerika politikaları ile özellikle Afrin konusunda destek görüntüsü çizmesine karşın son beş yıllık süreçte çeşitli krizler yaşanan Rusya (Büyükelçi ve uçak krizleri) arasında bir denge unsuru sağlayabilecektir. Ayrıca kurulacak bu ordunun personel ve lojistik ihtiyaçları göz önüne alındığında Türkiye’nin birlik üyelik sürecinde de olumlu bir etki yaratacağı açıktır.

Afrin harekatı açısından bakıldığında ABD ve AB tarafından bölgedeki terörist unsurlara dağıtılan silahların kayıt altına alınması ve uluslararası yayın organlarında harekatın çarpıtılmaması açısından, harekata askeri gözlemcilerin dahil edilmesi gerekmektedir. İsrail’in Golan ve uzantısı olan bölgede “su savaşları” doğrultusunda yaratmaya çalıştığı sözde güvenlikleştirilmiş bölge oluşumu da tıpkı Kudüs sorununda olduğu gibi ABD’yi uluslararası alanda yalnızlaştırmaya devam edecektir. Bölgede Amerika’nın tutumları ve uluslararası toplumun buna verdiği tepkiler dikkate alındığında Türkiye’nin alınan kararlar doğrultusunda kurulacağı belli olan bu orduya destek vermesi gerek bölgesel politikaları gerekse sınır güvenliği açısından önem taşımaktadır. Özellikle Afrin sonrasında Membiç harekatının planlanacağı ve burada Amerika ile politik bir çıkmaza girileceği göz önüne alındığında bölgede yeni bir aktörün planlanması hayati önem taşımaktadır.